www.halkbilimi.com - Kara,Ruhi : "Erzincan Efsanele...

Erzincan Efsanelerinden Örnekler

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Kara,Ruhi ; "Erzincan Efsanelerinden Örnekler" ; Erzincan Mengüceli Dergisi ; Ağustos / 1979 ; Yıl : 1 ; Sayı : 2 ; Sayfa : 8

Efsanenin başlıca özelliği inanış konusu olmasıdır. Onun anlattığı Konular gerçekten olmuş diye kabul edilir. Bu özelliği ile efsane masaldan ayrılır. Kısacası efsane kendine has bir uslübu, kalıplaşmış, kurallı biçimleri olmayan, düz konuşma diline bildiren bir anlatma türüdür.

Güzel Erzincan'ımızın her yerin de mükemmel efsaneler bulmak mümkündür. Bazı taşların, kayaların, dağların isimlerinin nereden geldiğini ve nasü oluştuklarım Erzincan'lı kendi muhayyilesinde canlandırmış ve onları efsaneleştirmişdir. Aşağıda bu efsanelerden bir kaçın görelim. (*)

KEŞİŞ DAĞI EFSANESİ :

Erzincan'ın Kuzey Doğusunda, şimdiki Keşiş dağında bir keşiş otururmuş. O zamanlarda Erzincan'da hiç kış olmazmış. Bir gün keşişin kızı, su almak için yakınlarında bulunan göle gitmiş, bakmış ki göl kaymak tutmuş. Koşa koşa babasının yanına gelerek, "baba bizim göl kaymak tutmuş" demiş. Keşiş bu işe çok hayret etmiş ve gölün bulunduğu yere gelmiş. Keşiş bakmışki gölün yüzü buz tutmuş. Keşiş Erzincan'a kışın geldiğini anlamış, göçünü tutup Erzincan'ı terketmiş. Dağın adı buradan kalmış.

KAZANKAYA EFSANESİ :

Eski hesap Ablulun beşinde koca karının biri yaylaya çıkmak istemiş. Yaylaya çıkmayı komşusuna da teklif etmiş. Komşusu, "Allah kısmet ederse gideriz" demiş. Kocakarı, "Allah kısmet etsede gideceğim etmese de" demiş. Koyunlarını, çadırını kazarımı alıp, Erzincan'ın güneyindeki Munzur Dağının tepesine çıkmış. Bu sırada öyle bir fırtına çıkmış ki, kocakarı ne yapmışsa kendini bu fırtınadan kurtaramamış. En sonunda sütkazanın içerisine girmek aklına gelmiş. Kazanı ters çevirip içerisine girmiş. Kocakarının yaylaya çıkmadan önce söylediği söz Allah'ı gücendirir ve Allah onu orada onu kazanı ile birlikte taş keser. Bu taş şimdi Munzur Dağının tepesinde, Kazankaya diye anılmaktadır.

CİMİNLİ BABA EFSANESİ :

Ciminli Baba asker iken çok sofu imiş. Kimsenin iyisine kötüsüne karışmazmış. Bir gün çavuşu bunu haksız yere dövmüş. Ciminli Baba bu işe çok üzülmüş. Oradan koşa koşa kaçıp ekmek pişen fırının içerisine girip ateşin üzerine oturmuş. Orada bulunanlar Ciminli Babanın yanmadığını görüp hayretler içerisinde kalmışlar. Çavuşu yalvara yakara bunu dışarı çıkarmış, bir daha dövmeyeceğine yemin etmiş.

EKŞİ SU YOLU ÜZERİNDEKİ TAŞLARIN EFSANESİ :

Erzincan'ın 10 km. doğusunda Ilıca denilen mevkide kervancının biri develeriyle birlikte konaklamış. Kendisi ve develeri susuzluktan ölmek üzereymiş. Allah'a yalvararak "Allahım şurada bana su ver, sana en baş devemi kurban keseceğim" demiş. Allah devecinin bu yalvarmasına karşılık o anda orada ona bir gözeden su çıkartıyor. Kervancı develerini suluyor, yemlerini veriyor ve dinlenmek için bir kenara uzanıyor. Üzerinde bir bit bulup öldürüyor. Allah'a dönerek, "İşte sana kurban, kurbandan maksat kan akıtmak değil mi. İşte bundan da kan çıktı." Bu sözler Allah'ı gücendiriyor. Deveciyi ve develerini orada taş kesiyor. Bu mevkide bu taşlar halen daha durmaktadır.

DAĞ AYISI:

Bir gün ağanın birisi Munzur Dağı eteklerinde koyunlarım kırktırıyormuş. (yünlerini kestiriyormuş) Hızır, ihtiyar bir dilenci vaziyetinde ağaya doğru yaklaşmaya başlamış. Kendi kendine "Ağayı denemek için yün isteyeyim bakayım bana yün verecekmi" demiş. Ağa ihtiyar dilenciyi görür görmez, yün isteyeceğini anlamış ve çobana demiş ki: "Şu yünleri üzerime ört, dilenci benden yün istemesin. Senden isterse ağa burda yok veremem dersin" demiş. Yünlerin altına girmiş. Hızır bu durumu görmüş, yanlarına gelerek "kalk dağların ayısı kalk" demiş. Ağa ayı olarak ayağa kalkmış. Ayı neslinin burdan geldiği söylenir.

VARTİNİK EFSANESİ :

Erzincan'ın merkez köylerinden Yalnızbağ köyünün 3 km. batısında Vartinik mevkiinde altın olduğu söylenirmiş. Köyden bir molla ve bir kaç arkadaşı bu altınları çıkarmayı düşünürler. Molla derki: "Ben bu yerde okuyup üfleyeceğim. Sakın kimse ses çıkarmasın." Gece hep birlikte bu mevkiiye giderler. Molla okumaya başlar. Bu sırada bir kız çıkar, molla okudukça o da soyunur. Molla okumaya devanı eder, kız da iyice soyunur altında bir şalvarı kalır. Kız soyunmamak için mollaya yalvarmaya başlar. İçlerinden bir tanesi kızın yalvarmasına dayanamayarak, "Molla bırak o da kalsın" der. Derdemez hepisi birden çarpılır ve kendilerini sabahleyin yakından akan derenin içerisinde bulurlar. Eğer içlerinden biri konuşmasaymış, o kız hep altın olacakmış. Mollanın adı bu olaydan sonra Cinlerin Molla diye anılır.

(*)Yukarıda adı geçen efsanelerin değişik biçimde anlatış şekillerini bilenlerin P.K. 30 — ERZİNCAN adresine göndermelerini rica olunur.



Arşiv
Dergiler
Gazete
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraf
Video
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Arama

 

 
 

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz