Ruhlar

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Yenidoğan,Sevil ; "Ruhlar" ; Folklor (Türk Folklor Kurumu) ; Şubat, Mart, Nisan / 1970 ; Yıl : 1 ; Sayı : 10-11-12 ; Sayfa : 88

Kaynak : Ş.A.
Doğduğu yer : Çankırı ilinin Eskipazar ilçesine bağlı Hamzar köyü
Doğduğu yıl : 1929
Tahsili : İlkokul ikiden ayrılma
Mesleği : Ev kadını
Anlattıklarını nereden öğrendiği : Anneannesi, dedesinden
Adres : Aksaray

Bizim köyden bir uşak pazardan gelirken bir peri onu ayartmış gitmiş, o da bilmiyonki (bilmiyorki) onunla bütün gece gezmiş. Gün ışırken oğlanı bırakmış. Oğlan o zaman anlamış ki bu peri. Bizim köylerde çetin yerler (ıssız olan, iyi sayılmıyan) var.

Bi (bir) günde benim başımdan geçti. Yanımda güççük (küçük) kızkardeşim varkene (var olduğu halde) biz gidiyoz (gidiyoruz). Arkamızdan da bi oğlak geliyo. Biz gidiyoz, oğlak gidiyo. "Çıpeş" (oğlağı kovmak için kullandığı söz) dedim, "me" dedi. Ben yerden daşı aldım (taşı aldım), "şişe kalasıya" (beddua etme amacıyla söylenen söz) dedim, bana "ya" dedi. Taşı atamadım, dona kaldım. Bağrıma tükürdüm (bağrına tükürmesi korkusu nedeniyle). Biz gidiyoz o geliyo. Bizim irahmetli (rahmetli) ebe vardı. Böyle şey olunca oku derdi. Hemen okumaya başladım, öyle, öyle bir evi yakınladık (bir eve yaklaştık). Sanki bu ev beni kurtaracağ (kurtaracak). Evdekilere olanları anlattım. Pencereden battık keçi kiraz ağacının orada duruyordu, sonra yok oldu.

(Anlatıcım, bunları anlatırken inanarak ve yeniden yaşıyarak anlatıyor. Hatta daha tesirli olması amacıyla ayağa kalkıp hareketlerle, arada bir küçük kızının koluna sarılarak anlattıklarına heyecan katmak İstiyor. Hiç kimse bunların boş şeyler olduğuna onu inandıramaz. Anlattıklarına belki de kendi hayalinden katkıda bulunuyorsa da sonra bunlara kendiside inanıyor. Kendisi sonderece konuşkan kadın olmasına rağmen, bana böyle bir ödev verildiğini, bana yardımcı olmasım söylediğim zaman ve elimde kâğıt kalem görüncede çekindi, önce anlatmak istemedi. Fakat sonra çekine çekine de olsa bunları anlattı.)

*

* *

Külli ve ekmek kırıntısı olan yerlere basmak iyi değildir. Bizim köyde Emine var, gezmeden eve dönüyormuş. Bi de vamış ki eve ayak ağrısı, birşeyciği yokmuş halbuki. Ayakağrısı günlerce sürmüş, sonra ayağı ters dönmüş. Herhalde gezmekten gelirken külli yere bastı. Çokta güzel kız, kocaya istediler, mûcrimliyim deye varmadı.

*

* *

Yine bi akşam gidiyoz, yüzüme goca kanatlı bir kuş şap diye çarptı. Biz ne bilek (bilelim) kuş zannettik, önümüze ak pak, köpek gibi, sütbeyaz bir şey düştü. Yanımda bizim oğlan vardı, "Kirpiççiğilin köpeği" dedi. (Köyde herkese bir lâkap takarlarmış. Kendisininde bir lâkabı olup olmadığını sordum, ona da "gülükkız" derlermiş. Sarıkız anlamına geliyormuş. Bu ismi ona ablası takmış.) Daş atmak istedim fakat donduk kaldık buz gibi. Hiç hareket edemiyoruz. O sırada komşunun kocası öküzleri zincire takmış geliyordu. O zaman o beyaz şey hemen kayboldu. Korkudan dizlerimin bağı çözüldü.

*

* *

Biz köydeyken sığır güderdik. Akşam yine sığır gütmeden dönmüştüm. Bizimkiler sofrayı kurmuşlar. Bende o ara tuvalete gideyim dedim. Tuvalete vardımıdı (vardığım zaman) şeker gibi sakallı bir dede tuvalette oturuyor. Çok korktum, hemen içeriye koştum. Ben korkuyon (korkuyorum) gitmen dedim. Dedem elimden tuttu, "beraber bakalım ne varmış tuvalette" dedi. İçeriye baktımıdı (baktığı zaman) kimse yok. Meğer sırtımda ekmek çantası ile girmişim tuvalete. Biz sığır otlatmaya giderken ekmeğimizi sırt torbasına koyarız. O zaman çocuktum, uşağa cin gelirmi hiç. On, onbeşgün tuvalete gidemedim.

*

* *

Biz karıncayı öldürmeyi, akşam vakti kül dökülmüş yerlere basmayı, mavi gözlü insanı iyi saymayız. Temsili (meselâ) ikimiz gidiyoz, elimle mezar gösterince elimizi ısırır, bırakırız. Yeni doğan çocuğun düşen göbeğini ya kitabın arasına koyarlar okusun diye, ya makinaya bağlarlar terzi olsun diye ya da sabana bağlarlar çiftçi olsun diye.

*

* *

Kızın biri peri, cin masallarından çok korkarmış. Evlenmiş, kaynanası onun bu huyunu bilirmiş. Bir gece evde gelin kaynana yalnız kalmışlar. Kaynanası gelininin korktuğunu bildiği için kendisi etrafı derlemiş, toplamış. Yatacakları sırada dışardan ibriği alması gerekmiş. Bunun üzerine gelinine "hadi kızını hemen kapının arkasından şu ibriği alıver" demiş. Kız korkmuş ama ne yapsın ibriği almaya gitmiş. Kaynanası da şaka olsun diye "ibrik tut şunu" demiş. Meğer o sırada oradan geçen perinin adı İbrik'miş.

Peri kızı almış, götürmüş. Kaynanası bekler, kız gelmezmiş. Kadıncağız merak etmiş dışarı bakmış kız yok. Hemen hocaya gitmişler, olanları anlatmışlar. Hoca okumuş, etmiş ondan sonra kız geri gelmiş.

*

* *

Bizim köyden Mehmet Ağa, akşam üzeri kasabadan dönerkene iyicene akşama kalmış. Köy yollan pek çetin değildir. Hayvanlara kırbacı şak, şak vuruyo ki biran evveline köye varsın. Tam köye yakleşçeği zaman bi de bakıyo ki bizim köyden Emine bacı yolda yürüyo. Mehmet Ağa, "Ne o Emine Bacı bu saatte nirden geliyon böle, gel arabama da götürem seni köye" diyor. Emine Bacı arabanın arkasına biniyor. Mehmet Ağa hayvanlara kırbacı vuruyor fakat hayvanlar yürümüyor. Sanki arabada binlerce kilo yük varmış gibi hayvanlar çekemiyor arabayı. Mehmet Ağa vuruyor, hayvanlar ter içinde kalıyor, ilerliyemiyorlar. Bi de kafasını arkaya çeviriyor, kadın saçlarını açmış, yerlere kadar onları tarıyor. Mehmet Ağa o vakitki anlıyor bu peri. Hemen okuyor, okuyor sonra kadın kayboluyor. Ondan sonra atlar ilerliyebiliyorlar.

*

* *

Biz lohusa kadını yalnız komayız. Lohusa kadınlara çok gelir onlar. Bizim köyden mi bllmlyom kadının biri doğum yapmış. Netsin fukara yalınızmış. Anası yokki başında dura. Kocasınında işi gücü var onu mu bekliyecek bütün gün. Kadıncağız yatağında yatarkene merdivenlerin gıcırdadığını duymuş. Yukarı biri çıkıyormuş. Kadın korkusundan bağıramıyormuş. Nihayet kapı açılmış tam karşısında beyazlar giymiş bir kadın durmuş. Kadına bir türlü yaklaşamıyormuş. Çünkü başının ucunda kuran asılı duruyormuş. Eğer kuran olmasaymış kadını boğacak, çocuğu da alıp gidecekmiş. Kadını yatağın başucundaki kuranı kaldırması için kandırmaya çalışmış. Kandıramayınca kaybolmuş, gitmiş.

*

* *

Gece yarısı ebenin kapım çalınmış. Ebe kapıyı açınca karşısında üç tane adam görmüş. "Hemen yakında bir doğum var seni almaya geldik çabuk hazırlan, gidiyoruz" demişler. Ebe hazırlanmış yola çıkmışlar. Gidiyorlar, gidiyorlar bir türlü varamıyorlarmış. Ebe korkmaya başlamış. Adamlar da bir acayipmiş. Adamlar, "bu geceki doğumdan bahsetme sana bir şey yapmıyacağız" demişler. Dağbaşında tek başına bulunan bir eve girmişler. Yatakta bir kadın yatıyormuş. Ebe doğumu yaptırmış. Ona bir çuval soğan kabuğu vermişler. Kadın dışarı çıktığında gün ağarmak üzereymiş. Etrafına bakınmış ne ev ne bir şey, dağ başında, yalnız başına. Yürüye yürüye eve gelmiş. Verilen soğan kabuklarını da yolda atmış. Hemen yatmış uyumuş. Uyandığında akşamki çuvalin içinde kalan bir iki soğan kabuğunun altın olduğunu görmüş. Hemen aklına yolda attıkları gelmiş. Gitmiş bakmış hiçbiri yerinde yok.






Arşiv
Dergiler
Gazeteler
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraflar
Videolar
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Arama

 

 
 

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz