Harput (Elazığ) Folkloru Üzerine Bir İnceleme - Harput'un Portresi

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Yıldırım,Kâzım ; "Harput (Elazığ) Folkloru Üzerine Bir İnceleme - Harput'un Portresi"; Anadolu'dan Damlalar; Ocak / 1974; Sayı: 1; Sayfa: 5


HARPUT'A SESLENİŞ

O yıkık abidelerinden okunur her kaderin.
Nerde âvâze—î tekbirle dalan kubbelerin
Kale burcundan asırlar uyanırken sesine.
Biz unuttuk seni bir lâhzada nankörcesine
Seslenir maziye hasretle bakıp yaşlı çınar (1),
Kayalardan süzülür gönlüme dem dem mayalar
Evliya toprağı Harput, ulemâ mahşeridir.
Seni takdirle gören gözleri öpsek yeridir.

Semalara yükselen, o mütevazi ve vakur bakışınla etrafındaki bütün muhite bilgi, irfan ve fazilet dersleri veren Harput.

Minarelerinden yükselen ezan sesleri, etrafını çevreleyen birbuçuk iki saatlik zümrüt köylerine kadar yayılan Harput.

Hanlarına her gün yüzlerce kervan konup kalkan Harput.

Havası, suyu, sakinlerinin içleri ve kalpleri gibi saf, temiz ve aydın Harput.

Dağlarından, taşlarından hayat ve neşe fışkıran Harput.

Bir zamanlar sen, böyle yüksek bir varlık, mühim bir topluluk merkezi olduğun halde şimdi sana ne oldu?

Seni kim susturdu? Sana kimler kem nazarlarla baktı?

Seni hangi zalim ve gaddar eller yıktı, harap etti de taş taş üstüne bırakmadı? Şehirler, kasabalar, köyler bazen tabiatın zalim kahrına uğrarlar. Ya bir deprem, ya bir tuğyan orayı hak ile yeksan eder. Sen bu gibi bir faciaya da uğramadın. Ya seni kimler vurdu?

Evet... İşte bu sorulara yüzümüz kızararak yine biz cevap verelim.

Seni bizler yıktık... Seni bizler harap ettik.

 

HARPUT'UN COĞRAFİ DURUMU

Harput, Doğu Anadolu'da Murat vadisinin aşağı kısmına açılan Uluova'nın batı kenarında, Elazığ'ın 5 Km. kuzeyinde geniş ovalara hâkim bir dağ ve kayalıklar üzerine kurulmuş eski ve tarihi bir şehirdir.

Harput (Mamuretül-Aziz) gehri, Anadolu'nun doğusunda olup kuzeyde Erzurum, batıda Sivas, güneyde Halep, doğuda Diyarbakır vilayetleri arasında idi.

 

HARPUT'TA EVLENME VE DÜĞÜNLER

I)Aile Kavramı:

Harput'un eski devirlerinde aileye ve aile topluluklarına çok büyük kıymet ve önem verilirdi. Aile fertleri, yakın ve uzak akraba tıplulukları daima şefkat, muhabbet, samimiyet duyguları ile birbirlerine sımsıkı bağlanmış ve hatta kenetlenmiş bir halde yaşarlardı.

Aile: Bütün erkekleri, kadınları, kızları, çocukları içine alan bir topluluktu. Ailenin büyüğüne bir sultan nazarı ile bakalır, bir sultan kadar hürmet ve riayet görürdü.

II) Evlenmede ilk adım: Görücüler ve denemeler.

Tavsiye edilen kızların evlerine ilk defa oğlanın anası veya hala ve teyzesi ile en yakınlarından birkaç kadın görücü sıfatı ile giderdi. Bu ziyaretten kız tarafı bazen haberdar edildiği halde, çok kere habersiz olurdu. Görücüye çıkarılacak kız şu şekilde giydirilirdi: İpekli veya basmadan etekleri geniş, boyları ayaklarını kapatır şekilde uzun bir entari... Belinde kadife bir kumaş, ayaklarında rugan bir pabuç, başında bir çit örtülürdü.

İste Harput'un bu tipteki asil ve melek huylu kızları, bu eda ve tavırlarıyla görücüye çıkarılırdı.

Görücüler bütün dikkat nazarlarını kızın üzerine çevirip, herşeyden evvel vücudunda bir arıza olup olmadığını, sonra yüz güzelliğini, boyunu, bosunu hizmet etmesini inceler ve daha yakından görmek için kızdan çeşitli bahanelerle su veya daha başka şeyler isterlerdi. Hülasa kız haddeden geçirildikten sonra kız evinden çıkarlar. Daha sonra uygun mu, değil mi münakaşası başlar ve karar verilirdi.

III) Kız isteme ve şerbet içme:

Kız evinden muvafakat cevabı alınınca evlenmenin ilk olayları başlar. Baba, amca, dayı veya akrabalardan birkaç kişi kızın babasına gider, kızı resmen isterlerdi. Cevap: Allah kısmet etmişse olsun, değilse olmasın, gibi alçak gönüllü ve tevekkül ile ya bir evet ile veya bir bahane ile hayırdır. Evet cevabı alınırsa birkaç gün sonra da yine oğlanın yakınlarından birkaç kadın, kız evine gider, anasından da kız istenirdi. Bu demektir ki: O zamanlarda bile bu gibi içtimal ve önemli işlerde kadınlara da yer veriliyordu. Bundan sonra taraflar arasında şerbet içme merasimi yapılırdı. Merasim aynen şöyledir: Oğlan evi tarafından yakınları, dostları ve konu komşudan hatırı sayılanları birkaç gün önce bu merasime davet edilirdi. Belli gün ve saatte bu topluluk yürüyerek kız evine giderdi. Kız evinde de aynı vasıfta davetliler bulunurdu. Bu misafirler hep bir arada büyük selâmlık odalarda veya geniş sofalarda otururlar, zemin ve zamana göre konuşurlarken, taraflar arasından işten anlayan birkaç kişi seçilerek başka bir odada oğlan tarafının vereceği başlık ve diğer eşyanın cinsi, miktarı üzerinde görüşmeler başlardı. Bazen bu işte taraflar arasında çok sert konuşmalar hatta anlaşmazlıklar olur ve bu soğuk hava içerisinde evlenmenin geri bırakıldığına ve davetlilerin gerbet içmeden dağıldıklarına da tesadüf edilirdi. Anlaşma muvafakat oldu mu misafirler arasındaki alimlerden birisi tarafından yapılan duanın scnunda, büyük gümüş tepsiler içinde ya hint işi madeni kupalar veya eski devirlere ait renkli, desenli bardaklarla şerbetler dağıtılır, böylece merasim sona ererdi. Bu olaylardan sonra "ÇEHİZ" yazmalar ve nikâh merasimleri olur, daha sonra düğün şenlikleri yapılır ve böylece yeni bir ailenin temeli atılmış olurdu.

 


(1) Çınarın üzerinden asırlar geçtiği halde hangi devirden kaldığı kesin olarak bilinmemektedir. Mazisinin 5-10 asıra kadar dayandığı sanılmaktadır.







Bizi Destekleyenler