Köylü Tiyatrosunun Ataları-2 Eski Toplumlarda Tanrılar ve Dinlik Törenleri

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Erdek,Kenan ; "Köylü Tiyatrosunun Ataları-2 Eski Toplumlarda Tanrılar ve Dinlik Törenleri"; Halkbilimi (ODTÜ-Türk Halk Bilimi Topluluğu) (1. Seri); Ocak / 1977; Sayı: 23; Sayfa: 15

Tiyatronun kökenlerini inceleyen kitaplara baktığımız zaman karşımıza ilkellerdeki büyülük törenlerle eski toplumlardaki dinlik törenler çıkmaktadır. Daha önceki yazımızda büyiisel törenlerle köylü tiyatrosunun -Köylü Seyirlik Oyunlarının- arasındaki ilişkileri göstermeye çalışmıştık. Bu yazımızda da eski toplumlardaki dinlik törenlerle köylü tiyatrosu arasındaki ilişkileri belirtmeye çalışacağız.

Halkbilimi ve çağdaş insanbilimleri eski toplumların düşünce sistemlerini ve yaşantılarının yorumlarını bu günkü Avustralya, Afrika ve Amerika'daki ilkel toplumların kültürlerini ve yaşantılarını inceleyerek yapıyor demiştik. Biz de bu toplumların törenlerinden örneklerle beraber eski Mısır, Fenike, Mezepotomya ve Anadolu'daki Libya, Fifikya ve Hititlerin dinlik törenleri ile şenliklerinden örnekler vermeye çalışacağız. Şimdi ilk dinlik törenlere bir göz atalım.

I. İLKEL TOPLULUKLARDA

Mağaralarda yaşayan ilkel paleolitik devri insanında hakim olan büyücülük ve büyülük törenlerdir. Daha sonra maden devrinde büyüyle birlikte dinlik bir duygu da gelişmeye başlamıştır. Zamanla toprağa yerleşen ve tarımla da uğraşmaya başlayan insanlarda ilk dinsel işlevler ortaya çıkar. Din tarihlerine baktığımızda ilk dinin "Totemizm" olduğunu görüyoruz, ilk dinlik törenlere de bu devirde rastlıyoruz. Temel fikirleri 'totem', 'mana', ve 'tabu' olan totemizm, klan adı verilen topluluklar halinde yaşayan insanları kutsal yaratıklara veya kutsal nesnelere bağlayan bir dindir. Kuzey Amerika yerlilerinden alınan totem sözcüğü de klanın bütün üyeleri tarafından kutsal sayılan şeyler veya yaratıkları dile getirmektedir. Her yere yayılmış olan bütün yaratıklarda ve bütün nesnelerde bulunan ve 'mana' denilen kişilik dışı bir kuvvete inanan bu insanlarda yasaklar-tabu- saygı göstermek için yapılan olumsuz törenlerle olumlu tapınma için yapılan bir takım törenler vardır. Totemizme Avustralya'da, Afrikada ve Amerikadaki yerlilerde rastlanmıştır. Avustralya yerlilerinin bir kişiyi dine kabul etmek için düzenlenen törenler genel hatlarıyla şöyledir :

"Dine kabul edilecek kimse toplumdan çekilmek, kadınlar ve dine kabul edilmemişlerle görüşmemek, kendisine sağdıçlık eden birkaç yaşlının idaresi altında canğılda veya ormanda yaşamak zorundadır. Birçok yiyecekleri yemesi yasaktır. Hatta yemesine izin verilen yiyeceklere dahi dokunmaması gerekir; sağdıçları onun ağzına, yaşaması için ucu ucuna ne kadar yiyecek lazımsa o kadarını koyarlar. Bazen kendisi de sıkı şekilde oruç tutmak zorunda bırakılır. Konuşmaması, eğlenmemesi, yıkanmaması, kımıldamaması lazımdır... Bu imtihanın sonucu da tam bir değişme, ikinci bir doğuştur. Bundan böyle artık dine kabul edilen kimse insan topluluğuna girecek kutsal bir nitelik edinecek, tapınmalara katılacaktır." (1)

Görülüyor ki bu tören, kişiyi tam bir yasaklar sistemine alışmasını sağlamak için yapılmış bir törendir. Günümüz Afrikasında da benzer törenler hala vardır. Gökkuşağı adlı ansiklopedik eserin Coğrafyaya ayrılan III. cildinde bir çok totem ve büyücü resimlerinin yanında 162. sayfasında Mali Cumhuriyetinde erkeklerin, yere uzanmış buluğ çağındaki çocukları kutsamak için yaptıkları geleneksel bir dansı gösteren çok güzel fotoğraf bulunmaktadır. Dine kabul töreninden sonra da olumlu tapınma törenleri yer alır. Bunlardan bazıları da şöyledir:

"İlkin bunlardan 'intişiyuma' adlı büyük şenliği zikredebilirizki bu, kısa bir yağmur mevsiminden sonra gelen güzel mevsimde kutlanır. Klanın üyeleri çırılçıplak, yani kutsal olmayan bütün urbalarını çıkarmış oldukları halde, bir yere doğru yol alırlar : Bu yerde totemlere tekabül eden efsanevi ataları sembolleştiren taşlarla kayalar vardır. Çeşitli usullerle, örneğin etrafa bolluk ve bereket getirici tozlar serperek totem cinsinin bol olarak yetişmesini sağlamayı umarlar. Sonra yasaklara tam tamına uyup tam tamına kendilerini temizleyerek, katsal hayvanı hep birden yemek için bir araya toplanırlar. Böylece de bu hayvanlarda mündemiç kutsal özle haşır- neşir olurlar, ve bu özü benliklerine sindirirler." (2)

Bu törenlerde bolluk ve bereket öğesinin yanında, en son dinlerde de bulunan bir kurumu, kurban, adak kurumunu buluyoruz. Yine bazı ayin ve törenlerde de hayvan taklitleriyle, bir çeşit eğlence halini alarak oyunlaştıklarını görüyoruz. Bunlara iki örnek : "Müsbet tapinmada ayrıca 'mimetik ayinler'de vardır. Benzer benzeri doğurur yolundaki inanca uyularak, bol miktarda üremesi istenen hayvanı taklit amacını güden hareketler yapar yahut sesler çıkarılır : Bunlar sıçrayan kangurunun, kozasından çıkan tırtılın haketleri, papağanın ötüşleridir. (Klanın şefi bu ötüşü bütün bir gece tetrarlar ve ancak dermanı kesildiği zaman durur. Bunun üzerine oğlu onun yerine geçer ama şef biraz dinlenince yine ötmeye başlar.)

Ayrıca 'temsili' veya 'anıcı' ayinler de vardır. Klanın bir takım efsanevi ataların torunları oldukları sanılır: Ovaları, dağları, nehirleri bu atalar yaratmışlar, canlıların tohumlarını onlar ekmişlerdir. Bu efsanevi hikayeler hatırlanır. Bazen bir çeşit dıramatik temsil, bu uzak çağı hatırlamak imkanını verir. Bundan da yalnız dinin sırrına erenlerin katıldıkları dinlik törenlere ve gençlerle kadınların da katılabildikleri topluluk halindeki şenliklere geçilmiştir. O zaman tapınma bir çeşit eğlence şeklini alır. 'Oyunla sanatın başlıca şekillerinin dinden doğma oldukları ve uzun zamanda dinsel bir vasıf taşımış oldukları' keyfiyeti, böylece anlaşılmaktadır." (3)

II. MISIR'DA

Totemizm ve büyük ölçüde büyücülüğe dayanan Aninizmden sonra zamanla Tanrı fikrinin oluşmaya başladığını görüyoruz. Öteki dinlere ve tek tanrıcı dinlere büyük etkisi olan ilk tanrılara eski Mısır'da rastlıyoruz. Yüce tanrısı RA ve yer tanrısı Büyük ANA'dan kaynaklanan bir çok tanrılarının bulunduğu Mısır'ın çok tanrıcı dini Sümer, Akad ve Hitit dinlerinin yanında Yunan ve Roma dinlerini de etkilemiştir. Resim ve resim yazısının çok geliştiği İ.Ö. 5000 yıllarında, totemizm ve animizmin etkilerini taşıyan Mısır dinleri oldukça kalabalık bir tanrılar grubuna sahiptir. Mısır anıtlarında ve mezarlarında 19. ve 20. yüzyıllarda yapılan kazılarda çok sayıda duvar resimleri ve yazılı metinler bulunmuştur. Bunlardan Mısır dinleri ve dinlik törenleri hakkında oldukça geniş bilgiler elde edilmiştir. Çok zengin bir çeşide sahip olan boyalı resim ve bilgilerden elde edilen bilgilere göre: insan şeklinde göründüğü zaman ATUP, atmaca şeklini aldığı zaman HORUS adını alan ve bazanda başında güneş kursu olan boğa şeklini alan güneş tanrısı RA ve verimlilik tanrısı (tanrıçası) HATHOR gibi değişik şekiller alan dişi tanrı büyük ANA'yı temsil eden tanrı adlarının yanında büyük doğal olayları ve doğadaki çeşitli değişiklikleri anlatan kalabalık bir tanrılar grubu bulunmaktadır. Bunların içinde ise ençok yaygın olanları OZİRİS ve İZİS'dir.

V. ve VI. hanedanlardan kalma, Sakara'daki beş küçük ehramın duvarlarına kazılmış metinlerden derlenmiş olan EMRAHLAR KİTABI, dinsel ayinlerle ilgili yazılar ve kralın öbür dünyadaki hayatı hakkında birtakım formülleri dile getirmektedir. Orta İmparatorluk (İ.Ö. 2100- 1000) devrinden kalma tahta sandukalarda bulunan işlek Hiyeroglif harfleriyle yazılı metinlerden oluşan Sandukalar Kitabı da, ölüyü öbür dünyada tehdit eden tehlikelerle dolu hayatta korumak amacı güden formülleri içermektedir. Yeni imparatorluktan kalma mumyaların sargıları içine yerleştirilen papirüs tomarlarından derlenmiş ölüler Kitabı ise, çeşitli sihir formülleri ve ölülerin kaderleri ile ilgili duaları içermektedir, ölüler Kitabında Oziris'in yeniden canlanışı ve mahkemede kendini suçsuz göstermek için savunmasından bahsedilmektedir.

Toprak tanrısı SEB ile göktanrısı NUT'un çocukları olan Oziris ile kız kardeşi tzis daha sonra birbiri ile evlenirler. Mısırlılar tarafından en çok sevilip sayılan bir tanrı olan Oziris'in her yıl ölüp dirilmesi üzüntü ve sevinçlerle kutlanır. Onun ölümü ve dirilişini ifade eden efsane ayrantılarında farklar olmasına karşın kaba hatlarıyla şöyledir : Karısı İzis ile mutlu bir şekilde yaşayıp insanlara bildiklerini öğreterek hüküm sürerken, kötü ruhlu kardeşi SET onu öldürür ve etini ondört parçaya bölerek Nil nehrine atar. Bunu duyan gözü yaşlı, bağrı yanık karısı İzis onu arar ve parçalarını bulur, parçaları birleştirerek, eksik yerlerini de çamurla tamamlar ve ölüyü öpüp, ağlayarak dirilmesi için dua eder. Bu sırada gebe kalır ve oğlu tanrı Horus dünyaya gelir. Horus babasının öcünü amcası Set'den alır. Toplanan mahkemede tanrılar tarafından Oziris'in dirilmesine izin verilir, öziris yeniden dirilir. Fakat çokça yeraltında kalarak ölüm tanrısı olur. öziris aynı zamanda bolluk ve buğday tanrısıdır da.

Ana tema aynı kalmak üzere, Metin And'ın Tanrı Oziris ve onun için yapılan törenler hakkındaki anlatıları, ayrıntılarda biraz farklı (tırnak içerisindekiler And'ın kitabında yoktur, biz ekledik. K. Erdek) olmasına karşın bu törenler hakkında iyi bir fikir vermektedir :

"Eski Mısır'da her yıl ölüp dirilmesi üzünç ve sevinçle kutlanan tanrı Oziris Mısır tanrılarının en sevilip bilinenidir. Toprak tanrı Seb (veya Keb, Geb) ile Gök tanrı Nut'dan doğmuştur. Oziris daha sonra kızkardeşi İzis ile evlendi. Oziris'in Seth adında bir erkek kardeşi ile İzis ve Nefth adında iki kız kardeşi vardır. Bir süre sonra Geb yeryüzünün yönetimini Oziris'e bırakmış. Onun yönetimi insanlar için mutlu bir dönem olmuş, Çünkü yeni tanrı insanları tarımcılığa yöneltmiş, onlara tarımı öğretmiş.) Kıral gibi o güne dek insan eti yiyen yamyam Mısırlılara buğday ve arpa dikmesini, yemişleri ağaçtan toplamasını, üzümü işlemesini öğretti. Yer yüzünü dolaştı, bildiklerini oralarda da öğretti, dönünce kardeşi Set (Yunanlılar Typhon diyorlar) onu bir sandığa sokup üzerini çiviledi, Nil nehrine attı. Bu Athyr ayının onyedişinde oldu. (Temmuz 17). (Oziris kız kardeşi İzis ile de Neft ile evlenir. Oziris'in üstünlüğünü yavaş yavaş öbür tanrılar da kabul ederler. Çok geçmeden Oziris tanrıların en önemlisi olur. Onun bu başarısı kardeşi Set'in kendisini kıskanmasına neden olur. Set bir kaç kere onu öldürmeyi dener ama her seferinde karısı İzis kocasının hayatını kurtarır. Sonra Set bir şölen düzenleyerek, Yaptırdığı bir sandığı gösterip kim bu "sandığın içine sığacak olursa sandığı ona vereceğini söyler. Set sandığı yaptırırken Oziris'in ölçülerine göre yaptırdığından, Oziris sandığa rahat bir şekilde sığar. Kardeşi sandığa uzanır uzanmaz, Set hemen koşup sandığı kapatır. Sonra adamlarını çağırtıp sandığı Nil'in en derin yerine attırmıştır. Kocasının başına gelenlerden haberi olmayan İzis, günlerce boş yere bekler ve sonunda kocasını aramaya koyulur.) İzis bunu işitince saçından bir tutam kopardı, yas giysilerinin üzerine taktı ve gövdeyi aramaya koyuldu. Bu arada bir çocuğu oldu. (bazı anlatılarda İzis kocasını bulduktan sonra, onun biraraya getirdiği vücudu üzerine yatar ve o zaman gebe kalır) akrep soktu ve yeniden diriltildi. Bu arada Oziris'in bulunduğu sandık Byblus'a, Suriye kıyısına geldi. Buranın kralı sandığa bir yer yaptı. İzis bu yeri öğrenip geldi, sandığı açıp gövdeyi çıkardı, öpüp ağladı, yas tuttu, bir gemiye bindirdi, yanağını kacası ve kardeşinin yanağına koyarak öptü ve ağladı. Sandığı bırakıp oğlunu görmeye gittiğinde Typhon, sandığı yaban domuzu avlarken buldu, geceleyin onu ondört parçaya böldü. Parçaları dört bir yana dağıttı. (Çünkü Set, İsis'in tanrıları yumuşatarak onu yeniden canlandırmalarını sağlamasından korkmuştu.) İsis bulabildiği parçaları gömdü, bulamadıklarınında heykelini yaptı, Oziris'in erkeklik aygıtını balıklar yemişlerdi, onun da heykeli yapıldı .Apis veya Mnevis denilen kutsal boğalar Oziris'e adak verildi. Ve en iyi tarım yardımcısı olan bu hayvana Mısırda tanrı gibi tapıldı. Mısır'da bir inanca göre İsis kanadıyla çamuru yelpazelemiş, Oziris de canlanmıştır. Bu görüşe göre Oziris töreni Nil'in yükselmesine rastlar. (Bir inanışa göre de, îsis, Oziris'in parçalarını birer birer toplamış, Güneş tanrısı RA'nın oğlu Anabi'ninde yardımı ile kocasının vucudun eski haline getirmiş sınra da kanatları ile çamuru yelpazeleyerek, Oziris'e yeni bir hayat rüzgarı estirir ve Oziris hemen nefes almaya başlayarak canlanır, yeniden hayata döner. Ne varki bir kez ölümü tanıyanların tanrı bile olsalar yeniden yeryüzünde yaşamaya hakları yoktur. Bu nedenle Oziris yeryüzünde yaşayamaz, ölülerin oturduğu yer altı ülkesinin kralı olur. Oziris yeraltına gitmiş ama yeryüzünde bir erkek evlat bırakmıştır. Horus adındaki bu çocuğu îsis amcasının kötülüklerinden korumak için Nil deltasının en uzak köşesinde büyütür. Horus büyüyünce babasının öcünü almaya karar verir. Seth ile mücadeleye girişir, kavga eder. Kavgada her iki tarafta ağır yaralar alır. Horus'un bir gözü çıkar. Bereket tanrısı Thoth daha sonra ona yeni bir göz verir. Set kendisinden küçük birisi tarafından yaralanmaya hazmedemez ve Horus'a iftira eder. Tanrılardan kurulu mahkemeye başvurularak Horus'un Oziris'in oğlu olmadığını öne sürer. Çok uzun süren yargılama sonunda tanrılar Horus'un Oziris'in oğlu olduğuna karar verirler Yeryüzü ülkelerinin Horus tarafından yönetilmesi gerektiği kararına varırlar. Bundan sonrada Mısır tahtına çıkan Fravunlar kendilerini Horus'un temsilcisi saymışlardır.) Bu görüşe göre îsis Oziris için ağlarken gözyaşları nili taşırmıştır. Oziris buğday tanrısı olduğuna göre onun içinyaz ortasında yas tutulması olağandır. îkinci tarım dönemide Kasımda tohum atmadır. Eski bir Mısır töresine göre Mısırlılar ilk buğday demeti kesilince göğüslerini döğüp yaş tutarlarmış: orakların öldürdüğü buğday tanrısı için. Törenlerde herkes göğsünü yumruklar, altın yaldızına boyanmış tahta bir inek, boynuzları arasında bir altın güneş, evlerde ışık yakılır, tören ayın onikisinden başlayıp otuzuna kadar on sekiz gün sürer, iki kara öküz bir sabanı çekir, bir oğlan tohum atar, su dökülür, papirustan yapılmış otuz dört gemi ışıklandırılır, Oziris'in heykeli için ne konduğu tabut gömülür. Duvara yapılan birçok kabartmalarda Oziris'in tabuttan kalktığı görülmektedir. Heykeli toprak ve buğdaydan yapılmıştır, böylece gömüldüğü yerden yeniden çıkacaktır. Oziris'in bir niteliği her yıl ölüp dirilen buğdayı kişileştirmesiydi. Böylece o da bir buğday tanrısıydı : Oziris'in bedenini parçalayıp toprağa dağıtmak, tarlalara bolluk getirmek için parçalayıp etini dağıtmak veya küllerini serpmek gibi. Oziris ayrıca ağaç görüntüsü, bolluk tanrısı ve ölüm tanrısıdır." (M. And, Dionisos ve Anadolu Köylüsü, s : 16-17)

III. MEZEPOTOMYA'DA

Mısırlıların yanında tarihte ilk düşüncelerin rastlandığı uygarlıklardan biri, belkide en eskisi Mezepotomya daki SÜMER uygarlığıdır. M. ö. 6000 yıllarına kadar uzanan Mezepoatmya uygarlıklarını Sümerler, Babilliler ve Asurlular olarak sıralayabiliriz. Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki bölgede yapılan kazılarda çok sayıda heykel, resim, kabartma ve yazılar bulunmuştur. Bunlardan tanrılar hakkında oldukça geniş bilgiler elde edilmiştir. Çok sayıda tanrının bulunduğu bu devirde her şehirin bir tanrısı bulunuyordu. Fakat eski Sümerlerde en büyük tanrı bütün 8kdeniz halkı tarafından tanınan güneş tanrısıdır.

DİPNOTLAR *

1) Dinler Tarihi, FĞlicien Challeye, çev : Samih Tiryakioğlu İstanbul, 1960, s: 14

2) Aynı yapıt s : 14

3) Aynı Yapıt s : 15

4) Dionsos ve Anadolu Köylüsü, Metin And, İstanbul, 1962, s : 16-17







Arama

Bizi Destekleyenler

.