www.halkbilimi.com - Gökşen,Enver Naci : "Yeni Halk...

Arşiv
Dergiler
Gazete
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraf
Video
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Arama

 

 
 

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz
* Pertev Naili Boratav
* İlhan Başgöz
* Orhan Acıpayamlı
* Sedat Veyis Örnek

 

Yeni Halk Şiiri ve Şairleri

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Gökşen,Enver Naci ; "Yeni Halk Şiiri ve Şairleri" ; Türk Folklor Araştırmaları Dergisi ; Nisan / 1958 ; Cilt : 5 ; Yıl : 9 ; Sayı : 105 ; Sayfa : 1665

Halk şiiri, hayatımızda, iki büyük rağbet devri idrak etmiştir. Bunlardan birincisi Mehmet Emin — Ziya Gökalp ile Rıza Tevfik'in temsil ettiği devir, İkincisi ve en genişi de zamanımızdır. Bu iki devir arasında mühim bir fark var; Halk şiiri çığırında yürüyenlerden pek çoğu âşık tarzına ve edasına sonradan dönmüşlerdir. Daha evvel aruzla ve şahsî - hissi şiirler yazarlarken birdenbire heceye, millî zevke, halk çeşnisine yöneldiler. Bugünün genç şairlerinden pek çoğu ise evvelkilerin aksine, evvelâ âşık tarzı ile şiire başlamışlar, sonradan başka bir tarz, başka bir yol tutturmuşlardır. Son senelerde halk şiiri, âşık edası her zamandan fazla rağbet görmeğe başladı. Sesini duyura bilen, ism yapabilenlerden bir kısmı, başladıkları şekle tamamen sadık kalmadılarsa da halk zevki ve motifleri mısralarında görülü görülüveriyor. Bu genç şairlerden mühim bir kısmı da, ufak tefek farklarla, ilk sanat ekollerinden, hak tarzından ayrılmıyorlar. Fakat halk şiirnden fevz ve ilham alan şairlerin her zümresi iciçe halkalar gibi birbirlerine yakın, birbirleri arasında bulunuyorlar. Ekserisi Ankarada bulunan bu gene ve kabiliyetli sairler sık sık şiir toplantıları tertip ederek birbirlerini tanıyor, kendilerini tanıtıyor lar. Yurdun muhtelif köşelerinden, bağırları memleket zevki ve sesiyle dolu olarak, çalışmağa veya tahsile gelen bu gençler millî sanata, millî şiire hangi yoldan gidileceğini sezmişler, sezdirmişlerdir. Bir zamanlar şiir namına yapılan gariplikleri, mânasızlıklan gördükten sonra bugün millî şiirin öz kaynakları üzerinde duran, çalışan genç şairleri sadece takdir etmek kâfi değildir; onları tanıtmak da lâzımdır. Biz burada bu genç, âşık tarzına sâdık şairlerden bazı örnek parçalar almakla iktifa ediyoruz:


             HANCI
Gurbetten gelmişim, yorgunum, hancı!
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş
Aman karanlığı görmesin gözüm,
Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş

Sıla burcu burcu, ille ocağım.
Çoluk çocuk hasretinde kucağım
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur başucuma, sor yavaş yavaş.

Güç belâ bir bilet aldım gişeden,
Yolculuk başladı, Haydarpaşa’dan
Hancı, n’olur, elindeki şişeden
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş!

Ben o gece hem ağladım, hem içtim,
İki gün diyardan diyara uçtum,
Kayseri yolundan Niğde’yi geçtim,
Uzaktan göründü Bor yavaş yavaş

Garibim, her tarat bana yabancı,
Dertliyim çekinme, doldur be hancı!
İlkönce kımıldar hafit bir Hancı.
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş

Bende bir resmi var yarısı yırtık.
On yıldır evimin kapısı örtük
Garip bir de sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş

İşte, hancı! ben hor zaman böyleyim,
öteyi ne sen sor ne ben söyleyim?
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim?
Şu benim hesabı gör yavaş yavaş
                Bekir Sıtkı ERDOĞAN





          GİBİSİN
Aşığın çaldığı, gönül sazıdır;
Ben mızrabı, sen de teli gibisin.
Gerdanında benler dizi dizidir.
Semadaki samanyolu gibisin

Mendilimde benek benek nakışın
Aya benzer yaşmak tutup bakışın.
Deli gönlü sarhoş eder kokuşun
Çiçeklenmiş iğde dalı gibisin.

Allı entarini sürür geçersin.
Başına bir yazma bürür geçersin,
Cevdet, arı gibi güzel seçersin
Sunam sen de oğulbalı gibisin.
                      AŞIK CEVDET





          GARİPSEME
Başımı ansızın saran şu duman
Ne Keşiş, ne Ağrı, ne Toros’ta var.
Bu garip gönlüme benzeyen liman
Ne İsveç, ne Norveç, ne Rodos’ta var.

Yuvarla, korkmadan yuvarla çığı
Ezilmek bahtımın alışkanlığı.
Gözümün şahlanan su taşkınlığı
Ne Dicle, ne Fırat, ne Aras’ta var.

Erit su dağların erit karını
Bir kar damlasında düşün yarını,
Çaldım duaların kapılarını
Anahtar ne iman, ne papasta var.

Eride, beni de yıllar eride
Güneşli sahalılar kaldı geride.
Gönlümün iklimi ne Hakkâri'de
Ne Kars’ta, ne Van’da, ne Sivas’ta var.
                          HALİL SOYUER





            KAYBOLMAYANLAR
Meyva aldım sonbaharda dallardan, 
Ömür içtim kadeh kadeh yıllardan.
Geçip gitsek mor fidanlı yollardan
Tez kaynaşır, duman gider, iz kalır,

Nerden girdim dünya adlı kafese
Bana, düştü keder denen tek hisse,
Bahar gidip hazan vakti yel esse
Dal oynaşır, yaprak düşer, öz kalır.

Gurbet ilde yola çıkıp dağ aşsa
Döner gelir kuş yuvaya alışla
Tenha yerde iki âşık buluşsa
Dil söyleşir, seda, gider, söz kalır.

Yolum meçhul, şaşıp kaldım son izde
Senelerdir kan kalmadı benizde.
Derin derin inildiyen denizde
Su eğleşir, buhar uçar, tuz kalır.
                         HÜSEYİN ÇOLAK




YAR DİYE
Kız sevdiğin var mı dedim
Var diye, var diye güldü.
Bakışın bahar mı dedim
Yar diye, yar diye güldü.

Sabahın rengine sarın
Müjdecisi ol baharın
Saçların, ya dudakların
Nar diye, nar diye güldü.

Düşü bayıra yorarını
Oynaşın var mı ararım
Konu komşuya sorarım
Sor diye, sor diye güldü.

Gönül vermişim san’ata
Saçların bedel hayata
Gözlerin sorma Nihat’a
Kor diye, kor diye güldü.
                     NİHAT ETİZ