Gezlevi Köyü İncelemeleri (3) - Hikaye, Efsane ve Masallar

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Erdek,Kenan ; "Gezlevi Köyü İncelemeleri (3) - Hikaye, Efsane ve Masallar" ; Halkbilimi- Eski (ODTÜ-Türk Halk Bilimi Topluluğu) ; Mayıs / 1976 ; Sayı : 16 ; Sayfa : 16

1. AK GÖYNEKLİLER

Eskiden Çukurova taraflarından dağa çıkan ve birer haydut olan fellahlar bizim köyün civarındaki dağlarda eyleşirlermiş. O civardaki köylülere rahat yüzü göstermezlermiş; evlere, köylere baskın yaparlar, yolda yalnız bulduklarını soyarlar, kadınlara kızlara saldırırlarmış. Bu yüzden de köylüler tarlaya, bağa ve yaylaya yalnız olarak gidip gelemezlermiş. Daima toplu olarak gider gelirlermiş. Bu haydutlarla ilgili çeşitli hikaye ve masallar anlatılır köyde. Gerçekten olmuş olaylardan kaynaklandığını sandığımız ve kaynaklanma olasılığı yüksek olan bu hikayelerden on çok anlatılanı şöyledir :

Bizim köyde evvelleri köylü yalnız bir yere gitmezmiş. Yayladan gelirken yaylaya giderken ve bağa bahçeye gidip gelirken hep toplanır beraber gidip gelirlermiş. Bütün korktukları da üzerlerinde beyaz giysileriyle dolaşan "Ak göynekliler" in saldırısına uğramakmış. Bir gün bütün köydekiler toplanıp yaylaya gitmişler. Gelinin biri küçük çocuğunu emzireyim derken geç kalmış. Herkes yaylaya gittiği için köyde yalnızmış. O sırada "Ak Göynekliler" den birisi gelmiş. Gelinde hemen kapıyı küsüklemiş, içeri de kalmış.

Geldiklerinde hep kapılar küsıiklil olduğundan ak göynekliler çoğu kere bacadan girerlermiş evlere. Köylüde bacalarında her zaman kuru pür bulundururmuş. Ak göynekli kapıdan giremeyince bacadan inmeye çalışmış. Gelinde bir ateş koyvermiş pürlere. Pürler cayır cayır yanmış. O haydut ta bir müddet içeri girememiş. Hem homurdanıyor hem de tehditler savuruyormuş geline hem de bekliyormuş. Bir süre sonra evdeki pürler bitmiş. Adamda bacadan girmiş eve. Geline :

- Bu gece benimsin, demiş, hiç kurtuluş yok.

Gelin düşünmüş taşınmış, boşa koymuş dolmamış doluya koymuş almamış. Ne yapsın? ... Sonunda :

- İyi amma, izin ver de, bir dışarı çıkayım (helaya) demiş,

- Kaçar gidersin!., diyen adam

- Kaçmam, demiş kaçacağımdan korkuyorsan belime bir ip bağlayayım, ipin öpür ucuda sende kalsın. Kaçacak olursam haberin olur. diye cevap vermiş. Adam razı olmuş ve gelinin beline bir ip bağlamış.

Dışarıya çıkan gelin belinden ipi çözmüş ve oradaki ibriğe bağlamış, kendiside dışarı çıkıp adam boyu ekinlerin içine saklanmış. Biraz bekledikten sonra gelinin geri gelmediğini gören adam ipin ucundan çekiştirmeye başlamış. Öte yandan ip çekildikçe ibrik yuvarlanıyor ve yuvarlandıkça da tıkır tıkır sesler çıkarıyormuş. İp çekildikçe ibrik tıkırdarmış. Adam da :

- Gelgit, tıkırdısını sevdiğim, gelgit, dermiş gelin sandığı ibriğe. Sonra bakmış ipin ucunda tıkırdayıp gelen bir ibrik. Anlamış gelinin kaçtığını. Kapının ağzına çıkıp gelini çağırmaya başlamış. Gelin çıkmamış. Adam :

- Gelin!.. gelmezsen çocuğunu yakarım.. diye bağırmaya başlamış, içi kan ağlamasına rağmen gelin namusunu düşünmüş ve ekinlerin içinden çıkamamış. Bu ak göynekliler de ekinlerin içine giremez, çekinirlermiş. Gelin gelmeyince haydut çocuğu beşiği ile kapı önüne çıkarmış ve bir ateş koyvermiş beşiğe ve sabah olmadan da kaçmış gitmiş.

İşte böyle, o günden sonra da bütün köylü, beraber olmanın, birbirinden ayrılmamanın faydasını anlatmak istediği zamanlar hep bu hikayeyi anlatmış çocuklarına.

2. HELVASI TUZLU DAYI

"Kızlardan birisi bir gün helva yapıp yemek istemiş. Fakat bir türlü helvaya tuz atılıp atılmayacağını kestirememiş. Ne kadar düşündüyse bir türlü çıkaramamış. Ne yapsın, kime sorsun!.. Ona buna sorsa "Bu kız helvanın nasıl yapıldığını bile bilmiyor" diyecekler. Bunu öğrenebilmek için no yapacağını düşünürken oradan geçen bir yaşlı adam görmüş ve başlamış bağırmaya :

- Helvası tuzlu dayı!.. Helvası tuzlu dayın!..

Bunu duyan adamcağız çok sinirlenmiş. Dönüp kıza :

- Helvaya tuz mu atılır be deli kız, aklını başına devşir!.. diye bağırmaya kızı azarlamaya başlamış. Kız adamın şaşkın gözlerinin önünde "Sağol dayı" deyip girmiş eve. Adamcağız birşey anlayamamış bu işten amma, kız helvanın tuzlu pişirilmeyeceğini öğrenmiş.

3. KAYAÖNÜ

Köyün doğusundaki tepede büyük bir kaya sırası uzanır. Köye bakan yüzü dik ve düzdür bu kaya sırasının, oldukça yüksektir. Bu düz dikey kayaların ön tarafındaki köye kadar inen dik yamaca da "Kayaönü" denir köyde. Bu kaya sırasının yanında da yalnız kaya denilen ayrı bir kaya vardır. Kayaönünde ve yalnızkayada eski kap kaçak kırıntılarının, eski taş eldeğirmenlerinin ve toprak altında ev yıkıntılarının bulunması oranın çok eskiden konak kı olduğunu doğrulamaktadır. Orada yaşayanların neden yerlerini yurtlarını terkettikleri sorulduğunda şöyle bir hikaye anlatır yaşlılar :

Eskiden kayaönünde ve yalnızkayada gavurlar yerleşik imişler. Aşağıdaki köylülerle hep savaşır dururlarmış. Tepede oldukları için köylüler onları bir türlü yenemezlermiş. Sonunda toplanıp düşünmüşler. Şöyle bir çare bulmuşlar : Akşam olunca herkez keçilerin boynuzuna birer çıra bağlamış ve çıraları yakarak keçi sürüsünü yokuş yukarıya sürmüşler. Tepedekiler bunları insan sanıp :

- Ateşli olanları bu kadar, ateşsiz olanlar kimbilir ne kadar?... deyip. gelenlerin çok kalabalık olduğunu sanarak korkup kaçmışlar. Evicri barkları da olduğu gibi öylece kalmış.

4. GAYBE YERİ

Köyün hemen dışında "Gaybeveri" diye adlandırılan bir yer vardır. Buraya neden bu adın verildiği sorulduğunda şu hikayeyi anlatıyor köylüler :

Daha köy yeni kurulduğu zamanlarda iki kardeş varmış köyde. Bunlardan Dir tanesi şimdi 'Gaybeyeri' denen yerde, ötekisi de köyün öbür ucundaki evlerinde otururlarmış. Bu kardeşler aralarında haberleşirken güvercinlerden faydalanıyorlarmış. Bir gün bir tanesinin güvercini gelmemiş. Kardeşi bir gün beklemiş yok, iki gün beklemiş yok. üç gün beklemiş yok, yok, yok Yok!.. Meraklanmış; "Bu adama ne oldu, bir bakayım demiş ve kardeşini aramaya gelmiş Gelmiş bir bakmış ki orada oturan kardeşinin yerlerinde yeller esiyor. Ne kadar aradıysa da kardeşinin izine bile rastlayamamış. O günden sonra da o ye re kayıp yeri anlamına 'gaybeyeri' denmeye başlanmış."

5. GÖDE GÜVERCİN HİKAYESİ

Kuşlar hakkında uğur veya uğursuzluk getirdikleri yolunda bir takım inançlara bizim orada da rastlanır Örneğin : Her yerde olduğu gibi baykuş ve karga görmek iyiye yorumlanmaz ve uğursuzluk getireceğine inanılır, öte yandan eğer birisi sabah vakti saksağan ötüşünü duyarsa ona sevindirici bir haber gelecek denir.

Bunların yanında bazı kuşların ve hayvanların sesleri insan konuşmasına oldukça benzemektedir. Bu nedenle kuşlar hakkında bazı hikayeler anlatılır köyde. Bunlardan birisi de "Göde Güvercin Hikayesi"dir. Bu hikaye şöyledir :

Bir evde üç kızkardeş yaşan mış. Bunlardan ortancısının hiç mi hiç rahatı yokmuş evde. Bir iş öldüğü zaman hep buna tuttururlarmış çünkü, her işte büyük kız için "O çok büyük bu iş ona göre değil" der ler, küçük kız içinde "O çok küçük, bu işi beceremez" diyerek bütün işleri ortanca kızın üstüne yıkarlar mış, Bütün işleri yaptığı yetmiyor muş gibi sürekli olarak ablasından dayak yer, küçük kızdan da küfür işitirmiş. Kardeşlerinden o kadar çok bıkmış usanmış ki hayatından bezmiş ve dua etmeye başlamış :

- Allahım, artık bıktım, ya taş olayım ya kuş olayım da bu dünyadan kurtulayım, demiş. Ve duası kabul olmuş, o da güvercin olmuş. O gün bu gündür ormanlarda ağaçtan ağaca konar herkese derdini anlatır, için dökermiş :

"Büyük kız dövdüüüüüü, Küçük kız sövdüüüü, Büürrrrrr, büürrrrr!.." dermiş durmadan.

6. DAVUT KUŞU HÎKAYESİ

Davut kuşunun ötüşüde karşılıklı konur ve birbirine koyunları sorar gibidir. Yaşlılar ne zaman davut kuşunun ötüşünü duysalar "Bak. gene koyunlarını arıyorlar" derler ve şu hikayeyi anlatırlar sorulduğu zaman :

İki kardeş varmış eskiden. Üvey anaları bunları her zaman döver, azarlar ve dağa koyun gütmeye yollarmış. Bir gün bu iki kardeş koyunları kaybetmişler. Aramışlar taramışlar fakat bir türlü bulamamışlar. Üvey analarından da çok korktuklarından eve gidememişler. Oturmuş ne yapacaklarını düşünürlerken :

- Ya taş, ya da kuş olsak da kurtulsak, demişler. Dilekleri kabul olmuş ve kuş olmuşlar. Ama koyunları aramayı bir türlü bırakmamışlar. Biri bir tepeye öteki bir tepeye uçar ağaçlara konur ve sorarlarmış:

" - Davuuuuut, davuuuut. Koyunları buldun muuuuu?"

"- Bulamadımmm, bulamadımmmm Vah, vah. vah" derler ve tekrar aramaya koyularlarmış. O gündür bu gündür hiç bulamamışlar ve halen de ararlarmış.

7. BİÇİN-BİÇİN KUŞU (= Ardıç Kuşu)

Adamın birisi kendisini kovalayanlardan kaçmış ve ormanda bir kavak ağacına çıkarak saklanmış. Onu kovalayanlarda ormana girdiği ni görüp gelmişler, aramaya başla mışlar ama bulamamışlar. Tam o sırada bir keklik ötmeye başlamış Dinlemişler bakmışlar ki keklik : " - Bak kavakta, bak kavakta!.." dive ötüyor. Kaldırıp başlarını kavak da aradıkları adamın ağacın üzerinde saklandığını görmüşler. O sırada ağaca çıkamadıklarından ağaçtaki adamı nasıl indireceklerini düşünmeye başlamışlar. Onlar kara kara düşünürlerken başka bir kuş : " - Bi çin biçin, biçinnn!.." diye ötmeye başlamış. Bunu duyunca : " - Doğruya. ağacı neden biçmiyoruz? demişler. Hemen ağacı biçip adamı yakalamışlar. Onlara ağacı biçme aklını veren kuşun adı da biçin-biçin kuşu olmuş.

8. LÖKKÜN DEVE İZİ veya (BEN SANA KÜSLENGEÇ)

Fare ile ters böcüsü ( = bok bocüsü) arkadaş olmuşlar. Fare ters böcüsüne «Seyran Kadın», o da fareye «Süllüm Bey» diyormuş. Bir gün değirmene gitmeye karar vermişler. Yola çıkmışlar. Aşağı değirmenin önünde yolda bir su birikin tisi varmış. Daha önce geçen deve kervanından oraya büyük deve izleri kalmış çamurlarda. Yolda oraya gel diklerinde ters böcüsü bu deve izlerinden birinin içine düşmüş çıkamamış. Fare ise izleri atlamış geçmiş ve değirmene gitmiş.

Biraz sonra aynı yerden bir atlı geçiyormuş. Bunu gören ters böcüsü başlamış bağırmaya :


Atlılar, atlılar
Değirmene varırsan
Süllüm beyi görürsen
Saçı uzun seyran kadın
Lökkün deve izine düşmüş
Çıkamamış deyiver!..

diye.

Sesi duyan adam etrafına bakınmış ama ortalıkta kimseyi bulamamış. Biraz sonra aynı ses tekrar gelmiş kulağına, gene bakmış etrafı na ama gene kimseyi göremeyince zorunlu olarak yoluna devam etmiş. Herhalde çok yorgunum, hiç yoktan sesler duymaya başladım demiş.

Ama değirmene varınca başından geçeni değirmenciye heyacanlı heyacanlı anlatmaya başlamış. Onun bu anlattıklarını duyan fare hemen anlamış meseleyi ve hemen yoldak; su birikintisine gelmiş. Çukurda Seyran kadını görmüş ve elini uzatarak

" - Uzat kız elini de çekeyim! demiş. Ters böcüsü hemen toparmış tespih tanesi gibi yusyuvarlak olmuş ve elini uzatmamış :

" - Ben sana küslengeç!.." diye karşılık vermiş. Fare yine elini uzatıp :

" - Uzat kız elini de çekeyim, çıkarayım seni o çukurdan." demiş.

Fakat ne fayda, bizim böcü :

"- Ben sana küslengeç!.." deyip başka bir şey demez, elini de uzatmaz toparır dururmuş. Ne kadar üstelediyse söz geçirememiş fare. Sonunda inmiş aşağıya ve çiğnemiş çiğnemiş böcüyü ve çekmiş gitmiş yoluna. Kendini bilmez böcü de cezasını çekmiş.






Arşiv
Dergiler
Gazeteler
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraf
Video
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz