Bir toplumun yaşantısı içinde zaferler yenilgiler, hamleler, gerilemeler, sevinçler ve hayal kırgınlıkları, büyük hamlelerin başarıları ve başarısızlıkları yan yana görülür. Geniş dönem içinde alındığı zaman toplumun mutlaka ilerlediği bir gerçektir. Bu gerçek, tarihin akışı içinde çok kez ispatlanmıştır. Kısa dönemler içinde bazı girişimlerin, bir an için durdurulduğu söz konusu olsa bile, altyapı ve üstyapı bu girişimlerin sürekli clarak etkisi altındadır. Toplumsal gelişmenin kesinliğine rağmen, toplumun bazı alanlarda engellemelere uğraşması her zaman söz oknusu olduğu için, bir ulusun yaşantısı içinde kısa süreli sayılabilecek engellemelerin kaynaklarını incelemek, daha sonraki kuşaklara ışık olacak tutamaklar verir.
Köy Enstitüleri, Türk toplumunun Atatürk Devrimlerinden sonra giriştiği en dikkate değer bir yenileşme hareketidir. Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra, böyle bir yargıya varmış olmanın isabetliliği ortadadır. Köy Enstitüleri hareketi engellenmiş, durdurulmuştur. Ama etkisi bugün de vardır ve sürekliliğinden bir şey yitirmemiştir. Üzerinde yazılanlar ve söylenenler, ilk engellemenin başladığı günden bu yana çeyrek yüzyıl geçtiği halde, her gün biraz daha yoğunlaşmaktadır. Bu uzun oluşumun değerlendirilmesi, bugün varılan noktadan ilk başlangıç noktasına kadar uzun bir gözden geçirme, bir yeniden değerlendirme günümüzde gerçek bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Uzun öğretmenlik hayatına artık ara verip birkaç gün önce emekliliğe avrılan Hürrem Arman, az önce değindiğimiz Köy Enstitüleri hareketinin başlangıç noktasından, oluşumun sürüp gittiği şu ana kadar çabaların ve olayların tam ortasında bulunmus bir kişidir. Bugünlerde yayınladığı kitapla, gene az önce değindiğimiz önemli değerlendirmeyi yapmış bulunuyor. Hürrem Arman'ın yaptığı değerlendirmenin ancak bir kısmı 520 sayfalık kitabı dolduruyor. Daha sonra yayınlanacak ikinci kitapta konunun incelenmesi tamamlanacak. Birinci kitap, oluşumun tarihini çok eski yıllardan alıp doğuş ve gelişme dönemini anlattığı için üzerinde geniş ölçüde durulacak kadar önem taşıyor.
Hürrem Arman'ın kitabının birinci bölümü "Köy Enstitülerine Kadar Bir Oluşumun Öyküsü" başlığını taşıyor. Birinci Dünya Savaşının bittiği günler. Ülkemizin birçok yerleri işgal altında. İşgal günlerinin anıları, Arman'ın çocukluk, öğrencilik ve kısa süren ilkokul öğretmenliği anıları. Bu anılarda zamanın toplumsal değerlerinin, eğitim anlayışının, toplumsal yargıların yansıması var. Sonra Gazi Eğitim Enstitüsünde dört yıl süren öğrencilik günleri. Bunlar, o günleri yaşamış olanların bugün tatlı duygularla izleyeceği özellikler taşımakla birlikte, eğitim sistemindeki uygulamaları da keskin çizgilerle belirtiyor. Genç kuşakların birçok sonuçlar çıkaracağı birçok dikka te değer noktalar taşıyor. Özellikle 1930'u izleyen yıllarda Gazi Eğitim Enstitüsün de öğretmenlik yapan kişilerin adları belirtilmeye değer: Sara Akdik, Ahmet Hikmet, İbrahim Necmi Dilmen, Ahmet Hamdi Tanpınar, Refik Bekman, Hayri Dener, Ali Fuat Başgil, Faik Sabri Duran, Cemal Köprülü, Cevat Memduh Altar, Halil Bedii Yönetken, Nurullah Şevket Taş kıran, Nizamettin Kırşan, Vildan Aşir, Sadi Irmak, Zihni Derin, İhsan Sungu, Reşat Şemsettin Sirer, Halil Fikret Kanat, Hasip Ahmet Aytuna, İsmail Hakkı Tonguc, Ziya Dalât, Muzaffer Şerif Başoğlu, Fuat Baymur, Miraç Katırcıoğlu... Arman'ın anılarında bütün bu öğretim üyelerinin ders işleme biçimleri, kişisel değer yargıları, türlü davranışları ilginç yanları ile yer alıyor. Bu arada birçok yerde, zamanın öğrencileri de olayların içinde yer alıyor. Onların da bövlece kişi-liklerinin o günkü biçimi beliriyor.
Kitabın bundan sonraki kısımlarında İsmail Hakkı Tonguç yavaş yavaş gerçek kişiliği ile ortaya çıkmaya başlıyor. O günlerde Tonguç, eğitim konusundaki eserleriyle de dikkati çekmeye başlamıştır. Gazi Eğitim Enstitüsündeki öğretmenliği ilgili kişilerin hepsinin anılarında yer etmektedir. Gazi Eğitim Enstitüsünde yeni bölümler kurulmaktadır. Bu arada Tonguç resim iş bölümünü kurmuştur. Eğitim bakımından Enstitüye yenilikler sokmuştur. Ama bazı çatışmalar da söz konusudur. Arman, Gazi Eğitim Enstitüsü üzerine söylediklerini çok geniş tutmaktadır. Bunun bir anlamı da vardır. Çünkü Gazi Eğitim Enstitüsünün tarihi Türk Millî Eğitiminin genel gidişinin nasıl olacağı konusunda öteden beri ip uçları vermiştir. Enstitüdeki uygulamalar, eğitimde ileride meydana gelecek sakatlıkların çoğu zaman kaynağı olmuştur. Şüphesiz iyi gelişmelerin kaynağı da gene bu Enstitüdür. Zamanın eğitimcileri bütün dikkatlerini bu kuruma yöneltmişlerdir. Burası âdeta eğitimin bir laboratuvarıdır. Türk Millî Eğitimine olumlu ya da olumsuz etkilerde bulunmuş kişiler ya buradan yetişmiş, ya da burada çalışmıştır. Arman'ın anlattıkları, Gazi Eğitim Enstitüsünün tarihi bakımından geniş bilgilerle doludur. Gelecek icin bu bakımdan önemli bir kaynak olabilir. Köy Enstitüleri hareketi ile adı yan yana bulunan Hasan Ali Yücel'in kişiliği ve çalışmaları da onun Gazi Eğitim Enstitüsünde yönetici olarak bulunduğu günlerden başlıyarak Arman'ın anılarında yer almaya başlıyor.
Hürrem Arman, Gazi Eğitim Enstitüsü öğrenciliği ve bunu izleyen meslek hayatı günlerinde Cumhuriyet tarihimizin genel gidişi ile ilgili olup, bugün birçok kişinin ibretle okuyacağı olayları bütün ayrıntılarına kadar anlatıyor. İstanbul'da dört yıl ilköğretim müfettişi olarak çalıştığı dönemde ise, zamanın İstanbul'unun başka türlü bir tablosunu çiziyor. Bu tablo içinde Nâzım Hikmet'le tanışma, Sertel'lerin yazarlık hayatı, İsmail Hakkı Baltacıoğlu ile kurulan dostluk, Nurullah Ataç'ın gençlik günleri, mahkemelerde zamanın ileri ve aydın kişilerinin yargılanmaları, öğretmen derneklerinin kapatılışı, o günlerin göstermelik halkevi çalışmaları, Hakkı Tonguç'un İlköğretim Genel Müdür Vekilliğine atanmasından sonra İstanbul'dan ayrılış yer alıyor.
Kitabın ikinci bölümü "Köy Enstitüleri". Köy Enstitülerinin ilk kurulduğu günlerde İlköğretim Genel Müdürü Tonguç, bir kısım eğitimcileri Ankara'ya çağırıyor. O sırada Köy Enstitüleri kanun tasarısı B. M. Meclisinde görüşülüyor. Daha önce dört köy öğretmen okulundaki denemeler iyi sonuçlar verdiği için Köy Enstitüleri kurulacak ve sayıları da birden çoğalacak. Tonguç, Enstitülere yönetici olarak atamak üzere seçip çağırdığı kişilerle uzun uzun meşgul oluyor. Bütün konuları derinliğine tartışıyor. Adeta bir seminer düzenlemiş. Türkiye'nin durumu her yönüyle tartışılıyor, yüzelli yıldan beri hiçbir sonuç vermeyen çabalar, bunların nedenleri, uygulanan eğitim düzeninin niteliği, köy eğitiminin alması gereken yön, Mecliste görüşülen kanun tasarısının gerekçeleri üzerinde duruluyor. Tonguç, yönetici adaylarına incelenmek üzere belgeler ve konular veriyor, ertesi günkü toplantının hazırlıklı başlamasını sağlıyor.
Bu toplantılar sırasında bir gün Tonguç, Saffet Arıkan ve uzman milletvekilleriyle yaptığı bir köy gezisini anlatıyor:
"Bir gün Saffet Arıkan'la köy ve köy eğitimi konularını tartışırlarken Bakan, Meclisteki tarım uzmanı milletvekillerinden bu konuda faydalanmayı düşünmüş. 'Bunlarla bir toplantı yapalım, bakalım neler teklif edecekler. Belki faydalanabiliriz' demiş. Bakanlık odasında dört beş milletvekili ile bir toplantı yapılmış, köylülerin tarım alanında nasıl kalkındırılabileceği ve üretimin arttırılması gibi konular üzerinde durulmuş. Uzmanlardan biri, karasaban yerine pulluğun kullanılması ve gübreleme zorunluğundan; bir diğeri köy kooperatiflerinden; başka biri de köylünün arazisinin dağınık oluşu ne deniyle işletme güçlüklerinden söz etmiş. Tonguç da tartışmaya karışmış ve bir öneride bulunmuş: 'Kendi aramızda bunları ne kadar konuşsak halledemeyiz. Uygun görürseniz, topluca birkaç köye gidelim, bu konuları köylülerle konuşalım, onlar bu konulara hayatlarıyla bağlıdırlar, deneyleri çoktur. Onları dinleyelim ve tartışalım' demiş. Saffet Arıkan bu öneriyi hemen benimsemiş, milletvekilleri de kabul edince, ertesi gün Ankara'nın yakınlarındaki bir köye gitmişler.
"Karasabanın bırakılıp pulluğa geçilmesinin gerektiğini söyleyen milletvekiline karşı köylüler: 'O pahalı alamayız, hem de pulluk eşekle, bizim cılız inek va öküzlerimizle iş görmez, ona at gerekir, bizim köyde yalnız iki kişide at var, bakımı beslenmesi çok güçtür" demişler. Bundan sonra da tarlalarının çok taşlı olduğundan, bu taşların sık sık uç demirini kıracağından, köylerinde onarım işlerini yapacak usta bulunmadığından söz etmişler...."
Tarım uzmanı milletvekillerinin söyle diklerinin hiçbiri köylünün gözünde tutarlı olmamış. Sonra olay şöyle kapanmış:
"...Otomobilleri köyden uzaklaşırken Saffet Arıkan: 'Bizlerden bu adamlara hiçbir fayda gelmez arkadaşlar. Çok uzaklamşışız onlardan. Başka bir köye gitmeye hiç gerek yok. Ankara'ya, o neye yaradığı pek belli olmayan işlerimize dönelim biz' demiş."
Bunun ardından Arman'ın Köy Enstitüsü yöneticiliği başlıyor ve "Beşikdüzü Köy Enstitüsünün Kuruluşu" başlığına geçiliyor.
Beşikdüzü'nün kuruluşu, bütün öteki köy enstitülerinin kuruluşuna çok benzer. Üstelik tipik bir kuruluş örneğidir. Çünkü hiç yoktan başlanarak, köye gerekli elemanın yollandığı güne kadar süren uzun bir kuruluştur.
Beşikdüzü'nde Köy Enstitüsü kurulmazdan önce bir Eğitmen Kursu vardı. Kurs biraz genişletildi, yeni binalar yapıldı, eskileri düzeltildi ve kursla Köy Enstitüsü birlikte çalışmaya koyuldular.
Enstitüye atanan Müdür, oradaki birkaç kişinin yardımı ile önce bulduğu binaları badana ediyor. Ortalığı biraz topladıktan sonra çevreyi inceliyor. Çevrede toprak az. Oysa, Ensitütü hem eğitim alanı olarak, hem de üretim kaynağı, yani geçim kaynağı olarak toprağa muhtaç. Devletin verdiği yetmiyeceği için eğitim sırasında üretilenler geçim kaynağının eksiklğini tamamlıyacak. Ancak toprak azlığına da bir çare bulunuyor: Denizden yararlanma. Çünkü yeni Müdür daha Ankara'dan hareket ederken Tonguç ona, "Senin tarlan Karadeniz'dir" diyor. Böylece daha ilk günlerden itibaren Beşikdüzü Köy Enstitüsünde balıkçılık önemli bir çalışma alanı oluyor. Zamanla bir balıkçı filosu kuruluyor.
8 Temmuz 1940'ta 25 öğrenci ile Enstitü programlı çalışmasına başlıyor. İlk kuruluş günleri çok sıkıntılı ve yorucu geçiyor. Bir yandan serbest okuma saatlarında öğrenciler yetişiyor, bir yandan da çevrenin yol, bataklık kurutma, temizlik işleri yapılıyor. Bu arada en önemli sorunlardan biri öğrencileri Enstitüye alıstırmak oluyor. İçlerinden ısınamayın ayrılanlar çıkıyor, ama kısa bir zamanda durum tam tersine dönuyor. Kısa zamanda sayısı 300'e çıkan öğrenci topluluğu büyük bir çalışma ortamı içine giriyor.
Enstitü için arazi istimlâki, il yöneticileri ve bürokrasi ile çatışmalar, enstitü binalarının öğrenciler tarafından yapılışı çevre köylüleriyle sıkı ilişkilerin kuruluşu, tüm köy enstitüleri arasında işbirliği ve ziyaretler, büyük geziler, karşılıklı tecrübelerden yararlanma, yeni enstitülerin kuruluşu, Tonguç'un sürekli izlemeleri ve olumlu telkinleri, Beşikdüzü'nde çalışmaların genişlemesiyle üretim alanlarının çoğalması, bu arada işliklerin kurulması ve deniz motorlarının satın alınması, balıkçılıkla ilgili ilginç olaylar, Beşikdüzü Köy Enstitüsü çalışmaları konusunda Bakanlığa verilen raporlar, Yüksek Köy Enstitüsünün açılışı, Köy Enstitüleri üzerinde bazı ters görüşlerin belirmesi, Beşikdüzü’nün ilk mezunlarını verişi, olayların çok yönlü ayrıntıları içinde biribirini izliyor.
Arman, "ilk gözağrılarımız" dediği ilk Beşikdüzü mezunlarının listesini veriyor. iLstede bugün onların ne iş yaptıkları də yazılı. Kitabın sonunda da, Beşikdüzü Köy Enstitüsünün bölgesi içine giren köy ve ilçelerde o zaman nasıl bir eğitim plânlaması yapıldığını anlatan cetveller, öğrenci çalışmaları ile ilgili örnekler, eğitimciler ve konumuzla ilgilenenler için ayrı kaynak özelliğinde.
Cumhuriyet'in kuruluşu uğrunda mücadelelerin başladığı yıllardan, Köy Enstitülerinin ilk mezunlarını verdiği 1944 yılına kadar (köy öğretmen okulu olarak kurulup da sonradan Enstitü haline gelenler daha önce mezun vermişlerdi) sürüp giden büyük bir hamlenin "roman gibi.." öyküsü.