www.halkbilimi.com - Sıksık,Nevzat : "Halk Ozanları...

Halk Ozanları Yapıtlarında ve Anonim Halk Türkülerinde İşlenen Bellibaşlı Motifler - 2

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Sıksık,Nevzat ; "Halk Ozanları Yapıtlarında ve Anonim Halk Türkülerinde İşlenen Bellibaşlı Motifler - 2" ; Folklora Doğru ; Nisan-Mayıs-Haziran / 1983 ; Cilt : 5 ; Yıl : 14 ; Sayı : 54 ; Sayfa : 22

BAĞIMSIZ MOTİFLER: Buraya kadar incelediğimiz motifler Gurbet - Sılayla ilgili motiflerdir. Gerek halk ozanlarımız, gerekse halk türkülerimiz yapıtlarında gurbet ve sıla motiflerinde bağımsız motifler de işlemişler. Bu motiflere tam bağımsız diyemeyiz. Yalnız ayrı incelendiğinden daha faydalı olunacağı kanısındayım.

FELEK MOTİFİ: Kanbur felek, kahpe felek, zalim felek, gözün kör ola felek. Bu deyimleri günlük yaşamımızda bilinçsiz olarak çoğumuz kullanırız. Kimdir bu felek? Necidir? İnsan mıdır? Tanrı mıdır? Yoksa başka bir mahluk mudur?... Halkımız kötü gördüğü olayların yaratıcısı olarak feleği suçlamıştır. Kişinin muradını alan...


"Yalanmış dünyanın ötesi yalan
Felektir muradımı elimden alan" (Karacaoğlan)

felektir. Yari elden alan...

"Yari elden alan o kanlı felek
Aktı gözüm yaşı sel oldu gitti" (E. Emrah)

felektir. Gurbete gönderen...

"Kahpe felek beni sürgün eyledi
Dost ağlasın düşmanlarım şad olup" (A. Şenlik)

felektir. Acı çektirip gözyaşı döktüren...

"Felek senmi kaldın bana gülecek
Akıttın göz yaşımı kimler silecek?" (A. Türkü)

felektir. Dizelerde de görüldüğü gibi acı çektiren, gurbete gönderen, yari elden alan, dostu ağlatıp düşmanı güldüren, hepsi felektir. Feleğin sözlük anlamı: "Felek Arapça bir kelime olup gökyüzü, yedi kat sayılan gökyüzünün herbir katına verilen ad" diye geçiyor. Fakat halkımız feleği kötü olayların yaratıcısı olarak görmüştür ve yerilmiştir. Halk edebiyatımızdan bu kadar fazla kullanılan felek motifini, Tanrı motifiyle eş değer bulmak yanlış olur. Tanrıyı yermek günahtır. Halk edebiyatımızı da hiç bir örnek yoktur ki Kambur Tanrı veya Kahbe Tanrı desin. Ama felek için nerdeyse küfür bile edilebiliyor. Tanrıya veya kadere karşı bazı kahırlanmalar olmuştur ama, bunun hiç biri sınu'ları aşmamıştır. Felek insan değil, Tanrı, kader değil, diğer bir canlı varlıkta değil, öyleyse kimdir? Felek motifin doğuşunu ancak şöyle açıklayabiliriz: Türkler İslâmlığı kabul etmeden önce Şamanizm dinindeydiler. Diğer çok tanrılı dinler gibi şamanizmde de iyi olayların yaratıcısı gök Tanrı, kötü olayların yaratıcısıda yer altı karanlık ülkelerin ölüm Tanrısıdır. İşte bu yer altının kötü Tanrısı halk edebiyatımıza felek motifi olarak geçtiği kanısındayım.

Bir ikinci şık ise Türklerin müslümanlığı kabul etmelerinden sonra, Arap kültürüyle yakın ilişkiler kurmalarından ötürü Felek motifi tamamen Araplardan halk edebiyatımıza girmiştir. Ki bunun böyle olduğunun kabul etsek bile Araplarında müslüman olmaları, felek ve tanrı motifini eşdeğer almalarına engeldir. Felek, Arap kültüründen Türk kültürüne geçmiş ise de bence aynı yolu izlemiştir. Yani Araplar da bu motifi müslümanlığı kabul etmelerinden önce türetmişlerdir.p

2 - KOYUN, KUZU VE ÇOBAN MOTİFİ: Son yüz yıla kadar sürüler ardında konup göçerek yaşamını sürdüren halkımız, ister istemez Koyun, Kuzu ve Çoban motifini folklöründe işleyecekti ve işlemiştirde. Koyun motifine örnek her bölgede ayrı anlatılan filmi çevrilen Kara Koyun motifidir. Her halk hikayesinde olduğu gibi Feodal-Ağa kızını vermek istemez. Bunun yapılması mümkün olmayan şartlar ileri sürer. Bu hikaye ve türküde de ileri sürülen şart: Günlerce sürüye tuz verilecek ve arkasında suya gönderilecek. Çoban koyunlara su içirmeden geri döndürebilirse Ağa'nın kızını alacak. Gün gelir çatar deneme baş lar, olay gerginleşir, kara koyun çobanın kavalının etkisinde sürüye su içirmeden geri gönderilir ve çobanın istediği yerine gelir. Bu öyküde müzikle dostluk birbirini tamamlar. Koyuna insan sıfatı, dostluk sıfatı verilerek sanki bu dörtlük denenmek istenir.

Koyun Kuzu motifinde ilginç bir olayla karşılaştım. Aşağıda örneğini vereceğim şiiri Pir Sultan, Kul Mehmet, Anomin bir türkü hemen hemen kelimesi kelimesi uymak şartıyla yazmışlardı.


"Sürünün ardından meler gezersin
Meledikçe ciyerciğim ezersin
Kuzunun nerde olduğunu sezersin
Gel koyun meleme vazgeç kuzundan" (Pir Sultan ABDAL)

Bence bu olayı fazla yadsımamak gerekir. Anadolu kadını binlerce çocuğunu Osmanlı savaşlarına vermiş, kurban etmiştir. Yukarıdaki dizilerde bu olay içli bir şekilde işlenmiştir. Böyle büyük bir olayı yalnız bir ozanımızın işlemesi beklenemezdi ve böylede olmuştur. Kuzusunu kurda kaptıran koyunun ağıdını bilmeyen Türk anası bulamazsınız.

Koyundan başka koç, kınalı kuzu motiflerinide ozanlarımızın yapıtlarında ve halk türkülerimizde görebiliriz.

3 — AVCI - GEYİK MOTİFİ : Koyun Kuzu motifinde zalim; Kuzuyu kapan kurttur. Avcı Geyik motifinde ise zalim; yad avcıdır. Koyun Kuzu motifinde koyun çobandan dertli dertli meleyerek, kurda kaptırılan kuzusunu ister. Yani ölen yavru kuzusudur. Avcı geyik motifinde ise yad avcılar geyiği vurur, öldürür yavruları, kuzuları anne diye meleşir. Koyun-Kuzu motifinin tersi. Yine ilginç olanı Geyik motifinin de, Koyun-Kuzu motifi gibi ayrı kişiler tarafında aynı işlenmesidir.


"Yad avcılar baş ucumda duruyor
Etlerimi dilim dilim közlüyor
Gelir diye kuzularım gözlüyor
Dinledim bir geyik candan ağlıyor" (A. Türkü)

Bu iki olayı şöyle bağlamak gerekiyor Kuzusunu kurda kaptıran anne ve yad avcılar tarafında vurulan, yavruları annesiz kalmış kuzuların motifleriyle anlatılmak istenen acı; bizim, Anadolu insanının ortak acısı olmuş, nasıl Milli bayramlar var deniyorsa bunada milli acı diyebiliriz. Gerçek hayata baktığımızda, gerek tarih içinde gerek şimdi, milyonlarca Anne evlat acısıyla yanmış veya halâ yanmaktadır. Öbür taraftan milyonlarca yavru Annesiz Babasız büyümüştür. Şu bilim, teknik, fen içinde hala yüzbinlerce kadınımız bilgisizlik ve olanaksızlık içerisinde doğum ve düşükte ölmektedir. Bu ağzı dili yok kadınlarımızın çilesini yazmaya kalmak, yaptığım inceleme alanına girmez. Yalnız tanık olduğum bazı bilinçsiz düşük yapmalara şöyle bir değinerek fikir vereyim. İstenmeyen çocuğu düşürmek için yüksek yerden atlamak, boya kına içmek, rahime tuz koymak, balık koymak veya yabancı cisimlerle düşük yapmaya çalışmak. Başka diyeceğim yok... gerisini varın siz anlayın... Geyik motifi bir başka anlamda da meral (Maral) Dişi geyik anlamında kullanılmıştır. Meral dişi geyiğe verilen isimdir. Geyik ve Ceylanın kibar, nazlı bir hayvan olmalarından ötürü sevgiliye benzetilmiştir.


"Kaçtı geçer günüm aklı karalı
Yitirmişim han bakışlı maralı"	(CELALİ)

Bu güzel hayvanların yad avcılar tarafından avlanması çeşitli şekilde eleştirilmiştir, avlanmamasını telkin edici öyküler anlatılmışsada av işlemi durmamış ve şimdi soyları ülkemizde tükenmek üzeredir. Devletin eliyle soyun devamı sağlanmak isteniyor. Geyik avının günah olduğuna dair çeşitli türkülerden örnekler.


"Üç kardeştik çıktık geyik avına
Geyik çekti bizi kendi dağına
Tövbeler tövbesi geyik avına" (A. Turku)

4 — MEVSİM MOTİFİ : Mevsim motifinde en çok yer ilkbahar motifine verilmiştir. İlkbaharda dağlar yeşil donunu giyer. Mor me nevşe boynun eğer. Ovalar, Yaylalar, Sümbül, Nergiz, Çiydem, Kekik kokar. Hele Ozan vatanında ayrıysa bu kokuları seher yelinden arar.


"Sefil sümbül boynun eğmiş bakıyor
Sarı çiçek amber olmuş kokuyor
Senin rûyun kaddim beni yakıyor
Al giyinip üslendinmi yaylalar" (RUHSATİ)

Karacaoğlan vatanı olan Çuvurovanın baharını her gittiği memlekette arar ve en güzel dizilerini Çukurova'nın baharları için yapmıştır.


"Çukurova bayramlığın giyerken
Çıplaklığın üzerinden soyarken
Şubat ayı kış yelini kovarken
Cennet demek sana yakışır dağlan" (KARAOĞLAN)

Son yüzyılda Çukurova'nın bereketli topraklarının daha bilinçli kullanılması, Çukurova'yı gurbet diyarı yapmıştır. Yazın akın akın ırgatlar pamuk tarlalarına gelir. Ovanın iklimine, sineğine alışık olmayan bu garibanların çoğu telef olur. Son yüzyılda anomin halk türkülerine


"Yandı Çukurova yandı
Ördek uçtu Kumru kondu" (A. Türkü)

Çukurova'da çalışan ırgatların acısı ovanın sarı sıcağı sinmiştir. Yine ırgatların çalışırken söyledikleri (işi kolaylaştırmak için) iş türküleri.


"Vur çapayı çapayı
Vur kazmayı kazmayı
Kız başına bağlamış
Oyalıda ipek yazmayı" (A. Türkü)

Güneyin bereketli baharı, sıcak yazı varsa Doğu Anadolunun'da o denli serin kışı, verimsiz toprakları vardır. Kışları Dağlar acı poyrazla inim inim iniler. Doğu Anadolu türküleri, özellikle uzun havaları sanki bu dağların rüzgarları gibidir. Türküdeki ses tonu bir alçalır, bir yükselir. Doğulu sanatçılar bu işi daha güzel becerir. Türküyü söylerken sesleriyle tipi boran taklidi yaparlar.


"Erzurum dağları kar ile boran
Aldı ciğerimide dert ile verem" (A. Türkü)

Bu türküyü can kulağıyla dinleyen kişi kendini Erzurum dağlarında hisseder, adeta titrer, üşür. Tarihte Ozanlarımız Anadolu'nun kışını ürünlerinide çok güzel işlemişlerdir.


"Karlar yağdı boran oldu
Şimdi garipler başın dağları" (Kul HASAN)

ÇİÇEK MOTİFİ (Gül, Menevşe, Sümbül, Çiydem, Lale): Ozanları mızın ve anonim ürünlerimizin çiçeği Menevşedir. Menevşenin yanısıra Gül, Çiydem, Lale, Nergiz de motif olarak işlenir. Menevşenin en önemli motif olmasının nedeni saray ve konakların çiçeği olmaması kırların dağların yabani çiçeği olmasıdır.


"Mor Menevşe boyun eğmiş
Yaprağını suya değmiş" (Karacaoğlan)

Gezici halk ozanlarımızın köy, kasaba, kent gezmelerinde dağlarda ovalarda bir başına garip kalmış, boynun eğmiş, güzelim menevşeleri köyünde bıraktığı sunasına benzetmiştir.


"Menevşe açılır bahar yaz olur
Niçin boynun eğri ömrün az olur" (A. Türkü)

Dağ, köy, ozanlarımız, kent ozanlarından daha fazla şiirlerinde Menevşe motifine yer vermişlerdir. Yalnız Menevşeye değil, tüm doğaya bağları ovaları, ormanları, pınarları velhasıl Anadolu'muzun güzelliklerini ürünlerinden ilmi ilmek, nakış nakış işlerler


"Binboğa da Koçdağı'nı gözedir
Geyik, ceran, lale, sümbül tazedir." (Dadaoğlu)

Dağ ozanı olan Dadaloğlu'nun her dizisinde doğaya yer verilir. Dağlara ovalara, yaylalara ve tüm çiçeklere güzellemeler yazmıştır. Gül motifi divan edebiyatından halk edebiyatına geçmiştir. Zaten bu motifi çoğunlukla saray-konak görmüş divan edebiyatına özenen halk ozanlarımız işlemiştir. Gül motifi çoğunlukla bülbül motifiyle beraber işlenir.

6 — GÖNÜL MOTİFİ : Gönül motifi felek motifi gibi içinde çelişki taşır. Kimdir bu gönül? Biz miyiz? Yoksa bizim dışımızdan bize hükmeden bir varlık mı?...


"Nere gideni gönül senin elinden
Zemheri ayından gül isten bendem" (A. Türkü)

Ki yaptırımlar akıl, mantık dışıdır.


"Günde padişahlık ister
Ben gönlümü bilmezmiyim" (Köroğlu)

Hele Karacaoğlan gönlünün elinden çok çekmiştir. Zengin bir beyin konağından dünyalık tutum derken, beyin güzel kızına gönül kaptırır ve arkasından Karacaoğlan'a konakta yol görünür.


"Ağlayı ağlayı düştüm yollara
Karışayım boz bulanık seslere" ( Karacaoğlan)

İstediğini elde edemeyen veya sevgisine karşılık alamayan gönül; odlara düşer yanar kül olur. Bazan deli çaylar gibi çağlar, bazan ulu dağlar gibi dumanlanır. Kişiye yapılmaz işleri yaptırır. Kimi zaman da kendi kendini teselli etmeye çalışır.


"Gönül sana nasihatim
Çağrılmazsan varma gönül
Seni sevmezse bir güzel
Bağlan,pta durma güzel"	(A Veysel)

Örneklerde görüldüğü gibi, gönül insanın benliğinden akıl mantık dışından hareket eden, bir ikinci kişilik gibidir. Öyleyse gönülü şöyle tanımlayabiliriz: Mantık sınuiarını tanımayan, kişinin içinde seri duygu aleminin genel adıdır,

7—ZULÜM (Savaş, Paşa, Kadı, Vali) MOTİFİ: Tarih boyunca kimi halk ozanlarımız zindanlarda çürümüş, kimi sürgün olmuş, kimileride idam edilmiştir. Ozanlarımızın çoğunluğu, zulmü yermişlerdir. Pir Sultan Abdal zulüm motifi olarak Vali-Paşa ve Kadıları görmüştür.


"Koca başlı kara kadı
Sende hiç din iman varmı
Haramı helali yedi
Sende hiç din iman varmı" (Pir Sultan Abdal)

Pir Sultan'ın verdiği savaşım Hızır Paşa idam sehbasında son bulur ma örnek bir mücadele verir.

Osmanlı seferlerinde yeniçeri olarak savaşan asker Ozanlarımız onca insanın telef olmasına dayanamayıp, Padişaha çatmışlar ilgisizliğini yermişlerdir.


"Nice erenler şehbazın
Kışa tebdil ettin yazın
Sende ölenin namazın
Kıl indi bağdat çölleri" (Katibi)

Yüz yıllar süren Bağdat seferlerini ve binlerce delikanlımızın ölmesini Ozanlarımız böyle yermişlerdir. Avrupa'daki seferlerinde ölen binlerce gencin ağıdı da şöyle yazılacaktır.


"Yıkılması kandiyenin önünde
Şehit mezarında geçilmez oldu" (Aşık)

Asker Ozanlarımız yapılan zulmü tarih içinde böyle dile getirmişler. Geliyoruz yirminci asra yine bir hiç uğruna Yemen'de Kafkasya'da onbinlerce yüzbinlerce gencimiz can veriyor.


"Sarıkamış'ta var maşım
Urus yığmış ağır koşum
Bizim asker açık çıplak
Dağlarda buyumuş kışın" (A. Türkü)

Askerlerine giydirecek kaput bulamayanlar, Alman akıldanelerinin fikriyle Orta Asyayı fethe gidecekler ve Sarıkamış Allahuekber dağlarında 90.000 askerimiz soğukta donarak ölecektir. Gidin gezin Anadolu'yu yüzlerce binlerce bu acı olay için ağıt derlersiniz. Yukarıdaki dizeleri kimin ürünü olduğu belli değil, gerekte yok. Kötü olan böyle hayalciler yüzünden yüz binlerce gencimizin ölmesi ve böyle ağıtların türemesidir.

Derlense yüzlerce cilt kitap olacak Köroğlu destanı paşaya Padişaha karşı koyan bir halk kahramanlarının yaşamı savaşları üzerine kurulmuştur. 32 koldan anlatılan Köroğlu destanı yalnız Anadolu'da değil Azerbeycan'da, Kırım'da, iran'da, anlatılır. Köroğlu destanının en ilginç yanı kesin olarak böyle bir kişinin yaşadığının bilinmemesidir. Öyleyse bu destanı halkın kendisi yaratmıştır.


"Çar köşe fani dünyada
Koç yiğitler olmasaydı
Dünyayı zulmet alırdı
Ağlayanlar gülmeseydi" ( Köroğlu)

Dizilerde de anlaşıldığı gibi halkın içinde Köroğlu gibi yiğitler olmasaydı dünyayı Paşanın Padişahın zulmü alırdı.

Divan edebiyatı şairleri gibi Paşa konaklarında sohbetlerde yer alan kimi halk Ozanlarımız (Gedai, Seyrani) Padişahın her söylediklerini tasdik etmediklerinden, yaranamamış ve sonunda tekrar köylerine dönmüşlerdir. O günün yöneticileri şöyle anlatmışlardır.


"Asıl sermayeyi niyabetleri
Emvali eytamdır ticaretleri
............................

Alem yıkıcıdır yoktur yapıcı
Kimi cellat olmuş kimi kapıcı"  ( Seyrani)

Gedai ise

"Fukaranın gözü kanlı yaş oldu
Ağniyanın göğsü kara taş oldu" 

Osmanlılar tarafından kıyımlara uğrayan Toros Türkmen aşiretlerinin büyük Ozanı Dadaloğlu zulüm motifini çok güzel işlemiştir.


"Kozan'a iller Kozana
Akıl ermez bu düzene
Öldürmüşler beyimizi" 
Yasak mezarın gezene" (Dadaloğlu)

Toros Türkmen Aşiretlerinin iskana zorlanmaları sonucu çıkan savaşlarda, ölen Aşiret Beyleri için yazılmış dizeler. Zulüm motifinin uygulayıcısı Pir Sultan da Hızır Paşa'dır. Dadaloğlu'nda ise Aşiretlerin üzerine gönderilen Derviş Paşa'da zulüm motifi toplanır. 19. ve 20. asırda ülkenin Feodal düzenin duvarlarını zorlamaya başlaması, sonucu, zulüm motifide bireysellikten uzaklaşır, teşhis doğru konmaya başlar. Dadaloğlu zulmün kaynağına görmeye başlamıştı.


"Terlemeden mal kazanan zalimler
Can verirken soluması zor imiş"

diyecektir. 20. yüz yılın başlarında ölen halk Ozanları ve halk türküleri yapıtlarından zulüm motifi artık somutlaşır.


"Saltanatın elinde yurt kayıboldu
Ağlasam ne olur gülsem ne olur
.....................................

Kime dedik hacı çıktı bir haçı
Yinemi arıyak arap hüccacı" (Efkari)

Ozanlarımız düzenin yalnız zulüm etmekle kalmayıp halkı sömürdüğü dinin ise softalar elinde bir silah olarak kullanıldığı artık anlaşılmıştır. Ve her şeyin kaderden felekten ileri gelmiyeceği, düğümün; düzende çözüleceği anlaşılmıştır. Ruhsati artık şöyle diyebiliyordu.


"Anandan doğunca kürkün varmıydı
Üryan gelmedin mi börkün varmıydı
Torba torba mecidiyen varmıydı
Şu tapu tarlayı sana kim verdi"
...............................

"Çalışmayla verse verirdi bana
Bu köşkü sarayı sana kim verdi" (Ruhsati)

8 — SEVGİLİNİN MOTİFİ : Halk Ozanlarının ve anonim halk türküleri yapıtlarında sevgili; Suna boylu, kara sürmeli gözlü, elleri boğum boğum kınalı Türkmen gözelidir.


"Akelleri boğum boğum kınalı
Karadır gözleri sürmeli değil" (Karacaoğlan)

Karacaoğlan ve Dadaloğlu'nun güzelleri selvi boylu, sırma saçlı, al yanaklı, ak döşlü, yayla güzelleridir. Aslına bakarsanız halk ozanlarımızın hepsi öz türkçeyle kendi Anadolu insanımızın güzelliklerini anlatmışlardır. Fakat divan edebiyatı etkisi altında kalan bazı Ozanlarımız dudağa leb, göze dide çeşm, boya Serv-i revan demeye başlamışlardır. Karacaoğla'nın Kerem'in Kekli sekişli, göğsü elvan nakışlı köylü güzelleri yerine


"Saç: sümbül, yüzü gül, dili bülbül
Ayda bir olsa bari yüzüme gül" (Kuloğlu)

divan edebiyatı etkisiyle suna, dilber yerini canan'a bırakacaktır. Son yüzyıla kadar devam eden bu özenti, divan edebiyatının çökmesiyle son bulmuştur. Halk Ozanlarımız ve Anonim türkülerimiz tekrar Türkmen, köylü güzellerine dönmüştür. Son yıllarda halk Ozanları ve halk türküleri edebiyatımızın yabancı olduğu sarı saçı mavi gözü getirmiştir. Alaman diyarlarına giden delikanlılarımız Alaman sarışın dilberlerine gönül verip, Halk edebiyatına sarı saçı mavi gözü getirmiştir.


"Bir Alman kızma gönlümü verdim
Bir sarışın mavi gözlü dilbere" (A. Türkü)

Gazetelerde sık sık gözümüze çarpar "Alman dilberi Maria yakışıklı Anadolu delikanlısı için dinini değiştirdi, Meral Oldu" Veya "40 yaşındaki Hans sünnet olarak Hasan oldu ve Almanya'daki tanıştığı işçi Zeynep'le evlendi" Bütün bunlar bir ekmek parasının cilveleri sevi deryası insanımızın kültür alış verişi içerisinde gelişen olaylar.

9 — RENK MOTİFİ: Türk halkının renk zevki kırmızı, aldır. Renk sınıflandırmasında Türk kırmızısı diye bir rengin olduğu kanısındayım. Halk Ozanlarımız ve halk türkülerimizde sık sık al, kırmızı motifi işlenir. Elleri boğum boğum kınalı Türkmen güzelleri, yanakları al al yayla güzelleri, Kınalı koç motiflerini hep kırmızı üzerine kurulmuştur.


Kalk gidelim bizim oda döşeli
Döşemesi baştan başa kırmızı  (Karacaoğlan)

Sevgilinin giydiği, al libaslar, al donlardır.


"Kırmızılar giy Allah'ını seversen
Giyme canım giyme sen bu karayı" (Kul Mehmet)

Halk Ozanlarımızın kırmızı renge bu denli yer vermelerinin en önemli nedeni kan renginin kırmızı olmasından gelmektedir. Yabancı ülkelerde düzenlenen seferlerde ve kendi içimizdeki anlaşmazlıklardan kanı görmeye alışığız. Ayrıca Anadolu gibi alt alta yedi medeniyetin yarattığı bir toprakta yaşıyoruz. Velhasıl en sonunda kırmızı rengi bayrağımıza da verilmiştir. Kırmızıdan başka doğanın rengi yeşile, yas rengi karaya da çokça yer vermişizdir. Yaz bahar ayları gelince dağlar yeşil donunu giyer, mor menevşe boyun eğer, çiçekler miskü anber kokar.


"Çıktım şu alemi seyran eyledim
Açılmış baiıan, gülü dağların"  (Köroğlu)

Halkımızın tenrengi ne sarı ne de siyahtır çoğunluğu buğday tenli ve açık esmerdir. Ozanlarımızın ürünlerindeki dilberler ya buğdaytenli veya esmerdir. Karacaoğlanın kendisininde esmer olmasından ötürü esmerle ilgili motifi aşağıdaki şiirleriyle çok güzel işlemiştir.


"Bana kara diyen dilber
Kaşların kara değilmi" (Karacaoğlan)

Son günler çok dinlenen Esmerim türküsünde

"Esmerim biçim biçim
ölürüm esmer için
.....................

Ne kadar esmer varsa
Hepsi bizim soydandır"  (A. Türkü)

diyerek esmer motifi yeniden işlenmiştir.

Gelişen zaman içerisinde üretilen yeni motifler; Bazı araştırma cılarımız Aşık edebiyatının gelişen çağa ayak uyduramayacağını ve bu geleneğin ölmek üzere olduğu, son temsilcisininde Aşık Veysel olduğunu ileri sürmekteler. Bence yanlış bir teşhis. Halk Ozanları kendilerini yenilemesini bilmiştir. Önceleri zulmün, acının, fakirliğin kaderden felekten geldiğini sanan Ozanlarımız dizelerinde kadere feleğe paşaya valiye kadıya çatmışlardır. 19. ve 20 yüzyıl Ozanları zulmün sömürünün kaynağının düzende ileri geldiğini anlamışlar ve şöyle demişlerdir.


"Çalışmayla verse verirdi bana
Bu köşkü sarayı sana kim verdi"  (Ruhsatı)

Ruhsati'den sonra Serdari artık bu düzenin böyle sürüp gitmeyeceğini


"Serdari halimiz böyle nolacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak"  (Serdarı)

Kısa çöpün uzundan hakkını alacağını açıkaçık söylemiştir. Kitle iletişim araçlarının gelişmesi, ülkemizde isimsiz aşık bırakmamıştır. Kitle iletişim araçları başarısız halk ozanlarına olanak tanımış ve Halk Ozanları diye halkımıza bunları tanıtmıştır. Aydınlarımız da haklı olarak eğer Aşık, Halk Ozanı bunlarsa, demek ki bu sanat dalı can çekişiyor, yok olmaya mahkum kanısına varmışlardır. Çıkın Anadolu'ya bir Mahzuni, bir lhsani Şah turna çoğunluğu sanat gücü yetkin çağdaş ürünler vermektedir. Hele bazı Ozanlarımız halka aydınların vereceğinden daha çok şeyler verebilmekteler. Halkın içinden geldiklerinden aydınlardan daha rahat ilişki kurabilmekte ve anlatmak istediklerini anlatmaktalar. Bu çerçeve içerisinde gelişimini ve varlığını sürdüren halk Ozanları ve anonim halk türküleri kendilerine yeni yeni motifler türetmişlerdir. Bilimin tekniğin gelişmesi sonucu At'ın yerini tren, uçak; Feleğin yerini soyguncu düzen; telli turnanın yerini postacı, üretim motifleri almıştır. Halk Ozanları ve anonim halk türküleri ister istemez yüzyıllarca önceki işlevlerini yerine getiremezler. Çünkü önceleri halkımızın sesini duyurduğu sanat kollarının en başında geleni türkü idi. Ama şimdi birçok yeni sanat kolları doğmuştur. Kitle iletişim araçları tüm bu sanatları evimizin içine kadar getiriyor, halkımız da rahatlıkla gerilimden kurtulabiliyor. Halk türküleri de bu sanat kolarından biri durumunda günümüzde görevini yerine getiriyor.

1) ÜRETİM MOTİFLERİ : Bilimin tekniğin gelişmesi seri üretime geçilmesini sağlamıştır. Bakıyoruz halk türkülerinde ve ozanlarımız ürünlerinde üretimle ilgili motifler geliştirmişlerdir. Tarım işçileri toplu çalışmalarında, işleri az da olsun kolay kılmak için maniler söyleyerek anonim türküler oluşturmuşlardır.


"Adana köprü başı
Otur saraya karşı
Yar başına bağlamış
Oyalıda ipek yazmayı

                   Vur çapayı çapayı
                   Vur kazmayı kazmayı"
				   

Çukurova'da pamuk tarımında çalışan işçilerin söyledikleri manilerden anonim türkü haline gelmiş bir örnek. Üretim motiflerinin başında sarı öküz gelir. Anadolu'nun binlerce yıldır kahrını çeken öküzün kıymetini çok tanrılı dinler bile anlamıştır. Günümüzde san öküz yerini traktöre bırakmıştır. Talibi'nin boz öküz destanı, öküzün traktöre yenilmesi öyküsünün en güzel örneğidir. İş kazalarında ölenler için yakılmış ağıtlar... Son günlerde çok dinlenen Maden dağı türküsü bunların en güzel örneğidir. Günümüz halk ozanları emek-üretim bilincine vardıklarında yapıtlarında emeğe üretime çok yer vermişlerdir.


"Öbek öbek tarlalarda dolaşan
Emeğini aracısız bölüşen
Ak petekte nakış nakış çalışan
Arı gibi sarı balda biz varız" (İhsani)

2) SINIR-MAY1N MOTİFLERİ : Ülkenin çarpık ekonomisi halk edebiyatına yeni motifler kazandırmıştır. Örneğin sınır boylarında geçim kavgası için mayın tarlalarında veya Jandarma kurşunuyla can veren binlerce yurttaşımız için Ozanlarımız ve anonim türkülerimiz (Mayın, mavzer, yağlı kurşun) gibi motifler türetmişlerdir. İnin güney illerine, her evde her kahvehanede plaklarda kasetlerde önce bir silah sesi veya mayın patlaması arkasından "yandım anam" narası ve yanık bir uzun hava duyarsınız. Kaçakçılık doğu folklorunda jandarma diye bir motif türetmiştir.

3) SİLAH MOTİFİ : Tarihte silah motifi olarak ok ve yayı görürüz. Daha sonraları Köroğlu "Delikli demir icat oldu mertlik bozuldu" diyerek tüfenği motif olarak kullanmıştır. Bilim ve teknik ilerledikçe silah motifleri de değişmiştir. Önceleri beşli martin, kama, balyemez topları yerini bomba, taramalı, jet uçakları ve mayına bırakmıştır. (Silahların isimlerinin yabancı olması türkülerimize yansımasını olanaksız kılmıştır, ancak Türkçeleştirilerek geçmiştir. Örneğin taramalı diye bir silah ismi yoktur; Amerika'nın dakikada bilmem kaç tane kurşun atabilen silahına adeta her tarafı taradığı için bu silaha Türkçe bir isim bulmuşuz, taramalı demişiz). Anonim halk türkülerinde eşkiyalar için yakılmış silah motifine çokça yer verilir. Eşkiyalar "Atar mavzeri dağları iniletir", "En büyük dostları mavzerleridir" v.b.

4) ULAŞIM ARAÇLARI MOTİFİ : İncelemenin başında tarihte ulaşımı hızlı bir şekilde gerçekleştiren at motifi üzerinde fazlaca durmuştum. Çağın ilerlemesi, bilimin ve tekniğin gelişmesi sonucunda At ve Kervanın yerini Otomobil, Kara Tren, Uçak almıştır. Bakıyoruz halk edebiyatında at motifi yerine, kara tren yaylı makine kullanılıyor. Sevgilileri birbirinden ayırıp gurbete görtüren kara trene kahırlanılıyor.


"Makasın kırılan tren
Yarim askere gidiyor" (A. Türkü)

Sılada bekleşenler Kara trenden meded umuyorlar, acaba gurbette yarimi alıp getirmezmi diyerek.


"Kara tren gelmez mola
Düdüğünü çalmazmola
Ben gurbete yar yolladım
Mektubunu salmazmola" (A. Türkü)

Tren otomobilden önce gelişmiş ve ulaşım aracı olarak kullanılmış olduğundan, anonim halk türkülerinde öncelik trene verilmiş, daha sonraları otomobil motifi kullanılmıştır.


Aşağıdan gelir yaylı makine
Bırakın kır atı gitsin ekine"

Gerçekten de kırat bırakılmıştır, birkaç yıl sonra uçakla ilgili, füzeyle ilgili bir türkü dinlemeyeceğimizi kim iddia edebilir.

5) İLETİŞİM ARAÇLARI MOTİFİ (Mektup, telgraf, telefon): Ül- kede Posta İdaresinin kurulmasıyla turna motifi ortadan kalkmış ye- rini postacıya bırakmıştır, önceleri,


"Kanadın altına name salayım
Nazlı cananınmdan haber sorayım"

diye Telli Turnalardan meded umuluyordu, şimdi ise,

"Postacı postacı
Canım gülüm postacı
Yardan bana bir haber
Gençliğime sen acı" (A. Türkü)

Postacıya yakaran, telgrafın tellerinden yardım bekleyen sevgili, şimdi beni sorarsa telefonun başındayım, ahizeyi kaldırırsan seninle görüşebilirim diyor,


"O yar beni sorarsa
Telefon başındayım" (A. Türkü)

Görüldüğü üzere gurbetle sılanın arası artık eskisi kadar uzak değil, iletişim araçları bir iki saat içerisinde gurbetle sılayı birbirine kavuşturuyor. Ne var ki durum görüldüğü gibi değil. Günümüzde gurbetlik kalıcılık kazandı. Önceleri gurbete çıkan kişi birkaç seneden sonra geri dönerdi. Ama şimdi halkımız kırsal alanda geçinemiyor; çoluğunu çocuğunu toplayan, yorganını yatağını sırtlayan soluğu büyük kentlerde alıyor ve bir gecekondu yaparak gurbette temelli kalıcı oluyor. Kırsal alanlarda küçük köy yaşamlarını süren bu insanlarımız, büyük kentin sosyal yaşamı içerisinde boğulup kalıyorlar ve halk türkülerinde halk müziğinde yeni bir olgu başlıyor. Şehir kültürüyle köy kültürünün birleştiği gecekondu kültürü, gecekondu müziği. Kimi araştırmacılarımızın Dolmuş müziği dedikleri son zamanlarda ülkemizi saran Orhan Gencebay'lı, Ferdi Tayfur'lu bu müzik ülkemizde gecekondu olgusuyla paralel başlamıştır ve gecekondu kadar karmaşık bir yapıya sahip olan bu müzik türü, büyük kentlerde şaşırıp kalmış milyonlarca insanımızın feryadı gibidir. Bu konuda başlı başına bir inceleme dalı olmaktadır. Yalnız benim söyleyeceğim bu müzikte de belirli motifler işlenmektedir. Başlıcaları: Ümitsizlik, karamsarlık, gurbet, sıla, meyhane, vefasızlık. Velhasıl gecekondu yaşamı bu müziklerde sırıtır durur.

6) YENİ TÜRETİLEN MOTİFLER (Okul, hastane, ilaç, doktor) : Halkımız okuyup yazana, aydına her zaman saygı göstermiştir. Ne var ki aydınlarımızın çoğu halka saygılı olmak şöyle dursun horlamışlar, aşağılamışlardır. Köy okullarında görev yapan öğretmen meslekdaşlarım bu saygının derecesini çok iyi bilirler (eğer imam halkı etkilememişse). Çağımızda okulun öneminin artması, ozanlarımıza da yeni bir motif kazandırmıştır: Okul ve öğretmen motifi. Anonim halk türkülerimizde,


"Ben severim okuyanı yazanı"

Devrimci halk ozanı İhsani'nin,

"O Ateşi sönmeyen bir ocaktır
O damarda bir kan gibi sıcaktır
O bir harekettir durmayacaktır
Bırak yakasını öğretmenimin" (İhsani)

Bilimin fennin ilerlemesiyle halkımız az da olsa derdine deva bulmuş, cami köşelerinde muska suyu içmekten kurtulmuştur. Halk ozanlarımıza baktığımızda, anonim halk türkülerimize doktor, ilaç, hastane gibi yeni malzemeler kazandırmış olduklarını görüyoruz.


"Hastanenin önü incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı" (A. Türkü)

Bir ara afet haline gelen Verem (ince hastalık) halkımıza çok çektirmiş, en içli türküler bu hastalığa yakalananlar için söylenmiştir. Bilimin vereme çare bulması verem motifinin atılmasına neden olmuştur.

Doktor, ilaç, merhem motifleri de sık sık kullanılmıştır. Anadolu'da çok dinlenen Halk Ozanı Mahsuni Şerif,


"Bu hastalar ölür amma yorulmaz
Doktor benim yaram başka başkadır"

diyerek sosyal içeriği duygusal motifle beraber işlemiştir.

7) SONUÇ: Halk ozanları yapıtlarında ve Anonim halk türkülerin de işlenen motifler soyut kavramlar değildir. Gözle görülen elle tutulan somut, günlük yaşamda haşır olunan varlıklardır.

Divan Edebiyatı gül-bülbül, karanfil dudaklı sevgili, ışık-pervane, mey-sâki ikilenleri içine düşüp bin kelimiyi geçmez soyut kavramlarla şiirler yazarken, halk ozanlarımız somut, üretimle içiçe, sosyal konulan halk estetiği doğrultusunda ürünler vermişlerdir.

Osmanlı'nın şiiri Acem'den, dini Arap'tan gelmiştir. Anadolu halki ise bu toprakta yaşamış kırk'a yakın ulusun kültür birikimlerini bir potada eriterek bir senteze, Anadolu sentezine ulaşmıştır. Bir 'geyik' motifi Hitit kültüründen kalmadır. Tanrı Arinna yanında bir geyikle gezer, Anadolu ermişleri geyikle gezerler. Derken ala geyiği türkülerimizde görüyoruz. Öküz tüm Anadolu, İran, Mısır ve Mezopotamya din kültürlerinde kutsal yerini almıştır. Bakıyoruz, Koca Pir Sultan «İrençber hoşça tutun öküzü» diye dizelerle karşımıza çıkıyor. Turna ve ördek Hitit dinlerinde kutsal kuşlardır. Anadolu ermişleri kuş donlarına girerek Horasan'dan Anadolu'ya gelmiştir. Türkülerimizde de kuşun yeri inkar edilebilinir mi?

Türkülerimizde geçen üçler (üç güzeller) Anadolu mitolojisinin üç güzelleridir.

Onbin yılık Anadolu halk kültürü günümüzde bir yokoluşu yaşıyor. Çağımızda bilim ve teknik (maddi kültür) almış başını gidiyor. Maddi kültür almış başını gidedursun manevi kültür buna ayak uyduramıyor. Ayak uyduramayınca da bunalım sanatı doğuyor. Kapitalist düşünce tarzı da bu sanatın pazarlamasını yapmaktan geri kalmıyor.

Bu bunalım sanatı (Arabesk müzik) kitleleri o denli sarmış sarhoş etmiş ki güzelim halk türküleri motifleri yerlerini meyhane, vefasız sevgili, boşverme-intihar, kadersizlik-felek gibi motiflere bıraktı. Anadolu halkı hiçbir dinemde böyle karamsar motifler üretmedi. Kitlelerin yaşamları sosyo-politik, sosyo-ekonomik yapıları ve bir çıkış bulamamaları bu tür karamsarlığa kapılmalarına neden oluyor.

Halkbilimi hakkında sevinebileceğim bir olgu var o da, aydın ileri görüşlü sanatçı ve yazarlarımızın halkbilimi verilerini yapıtlarında eritmeleridir. Yaşar Kemal romanlarında mitolojiyi, Enver Gökçe, Ahmed Arif ve Gülten Akın şiirlerinde halk özdeyiş kargış ve alkışlarını, Fakir Baykurt romanlarında halk filozofluğunu çok güzel kullanmışlardır.

Evrensellik, yerel motifleri evrensel kültür ve estetik yapı içinde eriterek elde edilir, öyleyse yerel olmadan evrensel olamayız. Hele Anadolu gibi bir ülkede yaşıyorsak, bu yerel kültür bize daha çok şeyler kazandırır.



Arşiv
Dergiler
Gazete
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraf
Video
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Arama

 

 
 

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz