Halk Ozanları Yapıtlarında ve Anonim Halk Türkülerinde İşlenen Bellibaşlı Motifler - 1

Bu Derginin Diğer Makaleleri

Sıksık,Nevzat ; "Halk Ozanları Yapıtlarında ve Anonim Halk Türkülerinde İşlenen Bellibaşlı Motifler - 1" ; Folklora Doğru ; Ocak-Şubat-Mart / 1983 ; Cilt : 5 ; Yıl : 13 ; Sayı : 53 ; Sayfa : 33

Halk edebiyatımızda işlenen yüzlerce, binlerce motif vardır. Bu çalışmamda halk edebiyatının bir kolu olan halk türküieri ve halk ozanları ürünlerinde işlenen bellibaşlı motifleri inceleyeceğim.

Zengin, zengin olduğu kadar da karmaşık bir yapıya sahip olan halk kültürümüz, hâlâ bilimsel temellere oturtulamamış, birkaç araştırma yapılmış ise de amaçlı olarak konu saptırılmıştır. Büyük hayranlık duyduğum bu kültür hazinelerini açığa çıkarmada az da olsa katkım olursa mutlu olacağım.

Anonim Halk türküleri ve Halk ozanlarımızın ürünlerinde yüzlerce, binlerce motif işlenmiştir. Şunu itiraf edeyim ki bu motifleri sınıflandırmada çok zorluk çektim. Örneğin bir gurbet motifi işlenirken içine Dağ, Menevşe, Turna, Sıla, At, Gül, Bülbül motifleri girmektedir. Bu motiflerin hepsini Gurbet motifi içinde incelemek yanlış olacaktı çünkü bir Turna motifine en az gurbet motifi kadar yer verilmektedir. Gerek Anonim Halk Türküleri, gerek Halk Ozanları'nın ürünlerinde işlenen bellibaşlı motifleri ancak şöyle sınıflayabildim:


1 — Göç-yolla ilgili motifler:
	a - At motifi
	b - Gurbet motifi
	c - Sıla motifi
	d - Turna motifi
	e - Diğer kuş motiîleri (Bülbül, Baykuş, Karga, Huma, Şahin,Kumru)
	f - Seher yeli motifi
	g - Dağ, Ova, Yayla motifleri
	h - Diğer-yel motifleri (Acı poyraz, Sam yeli)
2 - Bağımsız motifler:
	1 - Felek motifi
	2 - Koyun, Kuzu, Çoban motifleri
	3 - Avcı - Geyik, Ceylân moitfleri
	4 - Mevsim motifleri
	5 - Çiçek (Menevşe, Sümbül, Nergiz, Çiğdem, Gül) motifleri
	6 - Gönül motifleri
	7 - Zulüm (Paşa, Vali, Kadı) motifleri
	8 - Vücut (Kaş, Guz. boy) motifleri
	9 - Renk motifi
3 - Gelişen olaylar içinde yeni türetilen motifler :
	1 - Üretim motifleri
	2 - Sınır, Mayın motifleri
	3- Silâh motifi
	4 - Ulaşım araçlaıı (Tren, Otomobil, Uçak) motifleri
	5- İletişim araçları (Mektup, Telgraf, Telefon) motifleri
	6 - Okul, Hastane, İlâç, Doktor motifleri
	7 -Sonuç.
	

1 — Göç-Yolla ilgili motifler: öz geçmişimize baktığımızda görüyoruz ki durağan bir halk değiliz. Tarih boyunca hareket halindeyiz. Sanmıyorum ki bir başka ülke halkı bizim kadar folklorunda "At"a yer vermiş olsun. Bir Köroğlu destanı baştan başa Kırat üzerine kurulmuştur. Orta Asya'nın içlerinden gelip. Tuna boylarına, Macaristan ovalarına, diğer taraftan Yemen çöllerine, Fas'a, Tunus'a kadar gidip yurt tutmuşuz. Göçebe bir kavim olduğumuzdan yurt edindiğimiz yerlerde de sabit kalmamışız, sürülerin ardından o dağdan bu dağa, o yayladan bu yaylaya gezip durmuşuz.


Türkmen kızı katarlamış mayayı
Çekip gider bir gözleri sürmeli (Karacaoğlan)

Hepimizin bildiği gibi halkımız kentleşme olgusunu zor kabul etmiştir. Osmanlının baskısıyla iskâna zorlanan Avşarlar'ın öyküsü Çukurova'da hâlâ anlatılır durur. Osmanlı saltanatı döneminde halkın ekonomisi sürüleri ardında konup göçmek, devletin ekonomisi ise ülkeler fethetmekti. Kim ne derse desin Osmanlı ekonomisinin temel dayanağı diğer ülkelere seferler düzenlemekti. Ne zamanki bu seferler yapılamaz oldu, ekonomik sıkıntı veya tarihçilerin deyimiyle duraklama, gerileme, devri başladı. Halkın yaşamı sürüler ardında konup göçmek, devletin ekonomisi seferler düzenlemek olunca ister istemez folklörümüzde de ana konu hareket yol olacaktı ve öyledir de.

Bu incelemem için yaklaşık 4000 Halk Ozanını ve Anadolu Halk Türküleri yapıtları inceledim. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bu yapıtların yaklaşık 3000'i göç, yol, gurbet, sılayla ilgiliydi. Tarihte Ozanlaırmızın çoğu askerdir, seferlerde bulunmuşlar, sınır boylarında nöbet beklemişlerdir. Asker olmayan ozanlarımız da köy köy, kasaba kasaba, kent kent dolaşıp dünyalık peşinde koşmuşlardır. Kimi araştırmacılarımız Halk Ozanlarımızın gezmelerinin nedenini gelenekte aramışlardır. Bence yanlış bir teşhis. Halk ozanlarımızın gezmeleri gelenekten değil, ekonomik sebeptendir. Tüm çabaları âşık kahvelerinde oturup, birkaç koşma söyleyip, nafakalarını kazanmaktır. Kimi kuvvetli âşıklar büyük konaklara, padişahın sarayına kendini kabul ettirip, karınlarını doyurmak istemişler ve bunu başarmışlardır. Ne var ki halka yapılan zulmü görünce çoğunluk âşıklar zulmü yermişler, kelleyi verecekleri görünce de soluğu memleketlerinde almışlardır.


Asıl sermaye-i niyabetleri
Emval i eytamdır ticaretleri (Seyrani)

Saray tarafından korunan Seyrani, saraym gerçek yüzünü anlayınca "Onların yaptıkları yetim malı çalıp satmaktan başka birşey değildir" demiştir.

Halk Ozanlarının geleneksel olarak gezdiklerini ileri süren araştırmacılar acaba Ozanların gurbette çektikleri acıları anlatan dizeleri hiç okumamışlar mıdır?


Gurbetlikten başa gelen halleri
Söylemeye varmaz dilimiz bizim (Kâtibi)

Sanmıyorum ki hiç bir Ozan, salt acı çekmek için gurbete çıkmış olsun. Önceleri ekonomik sebeplerden dolayı gezen âşıklar daha sonraları bu gezmeleri gelenek haline getirmiş olabilirler, bu kabulüm, ama bu âşıkların da gezmelerinin temel nedeni ekonomiktir.

Halk ozanları tarih içinde bir ekmek uğruna geze dursun, Anonim halk türkülerinin tarih içindeki örneklerini ancak sevda öykülerinden buluyoruz: örneğin Garip - Sanem sevda öyküsünde, Garip başlık parası ve çeyiz düzmek çin yola çıkar ve Halep'te yedi yıl çalışır. Aşağıdaki dizelerde Garip Halep'e gitmek için annesinden izin istiyor.


Kurban olayım izin ver anam
Gidem gurbet ile gezem bir zaman
O güzelin sevdası var başımdan
Gidem çeyizini dizem bir zaman. (A. Türkü)

Önceleri gurbete yalnız âşıklar ve askerler çıkar, verilen ürünlerde birkaç âşığın ürünleri olurdu. Yüzyılımızda ise gurbetlik her Anadolu insanının çilesi olmuştur. Ekmek parası için yaban ellere giden halkımız, birbirinden güzel bireysel ve anonim dizeler oluşturmuşlardır. İleride gurbet motifinde bu konu üzerinde fazlaca duracağım.

a — At motifi: İncelememin başında da söylediğim gibi, hiç bir ülke halkının folklöründe bizim folklörümüz kadar "At" motifi üzerinde durulmamıştır. Ekonomisi harekete yola bağlı olan bir halk olduğumuzdan, bu yolları aşan At'a gereken değeri vermişizdir. Hâlâ Anadolu'da Atın soyluluğu sadakati üzerine öyküler anlattılar. 32 koldan anlatılan Köroğlu destanı Kıt At üzerine kurulmuştur.


Yokuştan yukarı keklik sekişli
İnişten aşafa tavşan büküşlü
Düşmanı görünce şahin bakışlı
Kuğuya benziyor boynu kıratın (Köroğlu)

Köroğlu'nun Atı için söylediği bir güzelleme. Yazılı edebiyatımızın ilk örneklerinden olan Dede Korkut hikâyelerinde soylu kahraman bir at bulunur. Attan başka ulaşımı gerçekleştiren "kervanlara" yer verilmiştir. Kervanlarla çoğunlukla gece yolculuk yapılırdı. Geceden maksadım, tan yeri ağarmadan yola çıkılırdı ve saatleri de sabah yıldızıydı. Ne var ki bazan bu yıldız şaşırılır, çoban yıldızına göre hareket edilir ve yollarını kaybederlerdi. îşte bu "Sarı yıldız; evler yıkan kervan kıran" yıldız için içli dizeler dizilmiştir. Biz yine At'a dönelim. Atın rengi çoğunlukla demir kırı, soyu ise Arap Atı'dır. Kimi Anonim halk türkülerinde atın rengi doru veya yağızdır. Efsanevi atlara, Şah İsmail'in Kamber tayını, Hz. Ali'nin Düldül'ünü sayabiliriz. Halk Ozanlarımızın ve anonim halk türkülerimizin At'a bu denli yer vermelerinin nedeni, atın hareketi temsil etmesidir. îleride değineceğim bilimin ve tekniğin gelişmesiyle folklorümüzde atın yerini kara tren ve diğer taşıt araçları almıştır.

Köroğlu'ndan başka Avşarların büyük ozanı Dadaloğlu da ürünlerinde At'a çok yer vermiştir.


Şu yalan dünyaya geldim geleli
Severim kır atı bir de güzeli
Atın höyük sağrı kalkan döşlüsü
Kalem kulaklısı çekiç başlıcı (Dadaloğlu)

Osmanlı saltanatı döneminde varlıklı ailelerin konaklarında büyük tavlalar bulunur, binlerce at beslenir ve atların soyluluğu fazlalığı zenginlik için bir ölçü olurdu. Şimdi ise durum değişti, atın yerini lüks otomobiller aldı.

Atın her yürüyüş şekline birisim takılmıştır. Tırıs: Hafif; Rahvana: Binicisini incitmeden tırıstan hızlı gitmek; Dört nala: Son sürat koşma gibi, ayrıca atın koşması gelişi güzel oldu mu beğenilmez, kafa tutması, kuyruğunu kaldırması gibi hareket istenirdi.

Bakınız Ruhsati atın hareketlerini nasıl değerlendiriyor:


Eşinir haykırır pehlivan gibi
Diker kulakların bir ceylân gibi
Setten aşar gider balaban gibi
Yakışır methine destan kır atın. (Ruhsati)

Bu örneklerden başka bir çok halk ozanımız ve anonim halk türkülerimiz de "At" motifini işlemiştir.

b — Sıla motifi: Bir halk düşünün, bu halkın çoğunluğu yaşamını konar göçerlikle geçiriyor; bir devlet düşünün yaşamının can damarı ülkelere düzenlenen seferler. Durum böyle olunca bu ülkenin insanlarının folkloru da gurbet, srla üzerine kurulacaktır. Sınır boylarında askerlik yapan halk ozanları, bir nafaka uğruna kent kent âşık kahvelerini dolaşan sivil ozanlar, evlerinde, köylerinde, analarını, babalarını, yavrularım, sunalarını bırakmışlardır. Halk edebiyatımızın en içli dizeleri bu hasretlikten ötürü verilen dizelerdir.


Varıp gurbet ilde mekân tutarsa
Hayâli gözünden gitmez sılanın

...............................

Her sabah her sabah misk gibi kokar
Kayası toprağı taşı sılanın (Karacaoğlan)

Sılasında belirli bir yeri, değeri olan yiğit gurbet elde kimi zaman horlanır, güç durumlara düşer. Bakınız Emrah bu olayı ne güzel anlatmış:


"Ben de Emrah idim kendi ilimde
Şahin kuşu koııdururdum koluma
İpek cedde kuşanırdım belime
Şimdi kendir sıkar kollarımızı" (Emrah)

Bakmayın Anadolu'muzun şimdiki çıplaklığına, Evliya Çelebi'nin anlattığı ormanların yerlerinde şimdi yeller esiyor. Yüz yıllar süren yakımlar, yıkımlar Anadolu'yu bozkır yapmıştır. İşte bu güzel yurdun insanı gurbet illerde sılasının taşını toprağını, suyunu, pınarını, anasını, babasını, sunasını, yavrusunu dizelerinde oya işler gibi işlemiştir.


"Bizim elin kuzuları kuzular
Derdim artar yaralarım sızılar
Anayı, babayı gönül arzular
Kader böyleymiş kime ne deyim" (A. Türkü)

16. ve 17. yüzyıllarda sıla motifini asker ve gezginci âşıklar işlemiştir. Bilindiği üzere henüz Anadolu'da devlet birliği sağlanmakta halkın hemen tümü konar göçer bir yaşam sürmekteydi. 18. yüzyıl özellikle 19. ve 20. yüzyıllard ı feodal duvarları yıkan halkımız, az çok sanayileşen büyük kentlere gurbete çıkıp ekmek parası, çeyiz - başlık parası, sarı öküz parası kazanmak istemişlerdir. Yine 1. Dünya Savaşı boyunca milyonlarca Anadolu delikanlısı sılasını bırakıp, gurbete çıkmıştır. Yani önceleri sır lasından ayrı kalanlar sınır boyu askerleri, gezginci âşıklar ve sürgünlerdi. Çağımızda ise hemen hemen tüm insanlarımız gurbetçi olmuştur. Önceleri sıla motifini birkaç âşık ve sürgündeki kişiler işlerken, şimdi tüm halkımız sıla motifini işlemektedir. 20. asrın son çeyreğinde ülkemizde sıla motifi geçicilik yerine kalıcılık kazanmıştır. Önceleri gurbete çıkan Anadolu insanı birkaç sene sonra döner gelir, sılasına kavuşurdu. Şimdi ise hepsi birer gecekondu yaparak sılaya temelli hasret kaldılar. Bu başlı başına bir konu. Şimdi biz sılayla ilgili dizelerden örnekler verelim. Yaban ellerdeki insanlarımız sılasını özlüyor, ya sılada kalanlar ne yapıyor. On sene, yirmi sene gurbet yolu bekleyen eli kınalı gelinler bakın ne diyorlar.


Merhametsiz padişahlar askeri
On sene bekletiyor Hicazda
Genç iken kocadım yitirdim yari
Soyka Yemen yiğit komadı bizden (A. Türkü)

Bu serzeniş savaşlarda yaşamını yitiren asker eşlerinin, ya bir lokma ekmek için gurbete çıkıp gelmeyenlerin eşleri, anaları, babaları neler diyor:


Yârim İstanbulu mesken mi tuttun
Gördün güzelleri beni unuttun
Sılaya gelmeye yemin mi ettin
Kitli kalsın gurbet elin kapısı (A. Türkü)

Günümüz halk ozanlarının sılayla ilgili en güzel dizelerini Mahsuni vermiştir. Anadolu'da kış geldiğinde yapılacak iş kalmaz. Yorganını sırtlayan soluğu büyük kentlerde alır. Bu kentlerin meydanlarında, amele kahvelerinde, ellerinde kürekleri, emeğini satın alacak birini bekleyen, çevresine yaban yaban bakan, binlerce insan görürüz. Büyük kentlerin gökdelenlerinin harcı bu gariplerin altın teriyle karılmıştır. Bence sıla türkülerinin en güzeli Eğin türküsüdür.

"Eğin'in ardında akan Fırat'tır
Ağamın bindiği demir kır attır
Elime geçerse hayli murattır
Tez gel ağam tez gel olma muhanet
Gurbeti icat eden görmesin cennet

Ağam İstanbullu Eğinli misin
Sılaya gelmeye yeminli misin
Yoksa bana da mı emin değilsin
Tez gel ağam tez gel eğlenmeyesin
Elde güzel çoktur evlenmeyesin.

Eğin viran olmuş bülbül ötmüyor
Ağam ırak yolda elim yetmiyor
Sayı tutam dedim sayı tutmuyor
Gel ağam gel ağam tez gel sılaya
Sen gelmezsen ağam gelem oraya

Ağam sen gideli yedi yıl oldu
Diktiğin ağaçlar meyvaya durdu
Seninle gidenler sılaya döndü
Tez gel ağam tez gel bayram geliyor
Ellerin sevdiği allar giyiyor

Ağamın bıyığı burmadır burma
Bir teli ibrişim bir teli sırma
Mevlâyı seversen gurbette durma
Tez gel ağam tez gel olma yalancı
Benim ahım seni eder dilenci

Bayram geldi diye oynuyor kızlar
Yari düşününce yüreğim sızlar
Karalar giyinmiş gökte yıldızlar
Ya ben ağlamayım kimler ağlasın
Şu mahzun gönlümü kimler eylesin."

Diğer dize örnekleri gibi Anonim halk türkülerinden olan Eğin türküsünden de bir dörtlük almak istedim. Fakat dörtlükler içerisinden bir türlü seçme yapamadım. Çünkü biri öbüründen güzel. En iyisi Eğin türküsünü olduğu gibi yazayım dedim. Sıla motifini işleyen anonim yapıtların en güzeli.

Büyük gazetelerin birinde okumuştum. Eşleri yabancı ülkelerde çalışan kadınlarımız hastalık hastası olmuş. Doktorlarımız hastalığa bir türlü teşhis koyamıyor, çaresiz kalıyorlarmış. Önce Anadolu kadınının çilesi olan gurbet, İstanbul'du. Ama şimdi gurbet yolları uzadı. Gurbet Almanya, taa Okyanus öte Avustralya oldu. Gazete devam ediyor: "Eşleri Almanya'da veya başka yabancı bir ülkede olan kadınlar doktorlara şuram ağrıyor, buram ağrıyor diyerek şikâyetlennwktedirler. Yapılan muayenelerinde fiziki bir rahatsızlıkları olmadığı ortaya çıkmıştır. Uzmanların yaptıkları inceleme sonucu bu kadınlarımızın hastalık hastası olduğu, beylerinin yanına gitmek için hastalıklarını bahane etmek istedikleri ortaya çıkmıştır." Anadolu'muzda öyle köyler vardır ki nüfusunun içinde birkaç tane ancak olgun erkek vardır. Görüldüğü gibi göç-yol, sıla-gurbet halkımızın tarihte olduğu gibi bugün de yaşadığı vazgeçilmez bir olgudur.

Sılada kalanlar gurbete gönderdikleri sevdikleri için böyle dertleniyorlar, kahırlanıyorlar. Acaba gurbettekiler rahat mı? Bir de onlara bakalım.

c — Gurbet motifi: Karacaoğlan «Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm" der; arkasından da Ölüm ile ayrılığı tartmışlar, elli dirhem fazla gelmiş ayrılık" diye ayrılığı niteler. Gurbet ile sıla motifi içiçedir, birbirini tamamlar. Kişinin evipin, köyünün bulunduğu yere sıla, evinden, köyünden uzak yad ellere de gurbet denilmiştir.

Halk ozanlarının gelenekte olduğu için ülkeyi gezdiklerini ileri sürenler, ki bu gelenek dinsel baskı sonucu da doğmamıştır, gelenek olduğu için mi Bayburtlu Zihni, gurbeti altın kafeste de olsa viran görmüştür.


"Gülde taksam bülbülümüz ötmedi
Altın kafes olsa viran görünür" (Bayburtlu Zihni)

Karacacğlan; paşa. bey konaklarında yıllamış, Azerbeycan, Kırım, Tuna boylarına kadar gitmiş. Buraları zevki sefa için gezdiğini söyleyenlerin acaba şu dizelerinden haberleri yok mu?


Sunam gurbet ilin kahrt
Yumuşak eder sert yiğidi" (Karacaoğlan)

Sıla motifinde yazdığım gibi. önceleri gurbetlik motifini de sıla motifiyle beraber sınır boylarındaki asker ozanlar, sürgün ve gezen sivil ozanlarımız işlerlerdi. Ülkemizin feodal duvarları zorlaması sonucu kapalı aile ekonomisi yıkılmış büyük kentlere açılınmıştır. Özünde hareketi benimseyen halkımızın akın akın büyük kentlere gelmesi, başlık parası, san öküz parası kazanmak istemeli gurbetlik motifini birkaç ozanın işlediği bir motif olmaktan çıkarıp tüm halkın işlediği bir motif yapmıştır. Bu anonim ürünler o kadar sade ve içten ki hayran kalmamak elde değil.


"Gitme dedi yar boynuma sarıldı
Bize kısmet gurbet ilde verildi

...............................

Şu hasretlik yaman büktü belimi
Yaradan hak sen bilirsin halimi (A. Türkü)

Gurbetlik yalnız hasretlikle sürse iyi, nasıl olsa sonu sılaya kavuşmak. Ya bir de yaban ellerde hasta düşersen.


"Bir han köşesinde kalmışım hasta
Gözlerim kapıda kulağım seste
Kendim gurbet ilde gönül heveste
Gelme ecel gelme üç ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver." (A. Türkü)

Anadolu halkı gurbetliği yalnız ekmek parası, başlık parası, uğruna mı çekmiş? Ne gezer, bilmediğimiz sebepler için, görmediğimiz beldelerde savaşmışız. Yemen demişler, gitmişiz. Kafkasya demişler, gitmişiz. En son olarak da bilmem kaç bin kilometre uzakta vatanımızla ilgisi olmayan Kore'ye gitmişiz. Bu yaban ellerinde binlerce, milyonlarca Anadolu genci telef olmuş, bu acılar hemen anonim türkülerimize yansımıştır.


"Anam benim ulu yola durursa
Ak saçını kelep kelep yolarsa
Hani benim oğlum diye sorarsa
Saklaman gizlemen öldü den varın." (A. Türkü)

Anonim halk türküleri hiç bir sosyal olay karşısında suskun değildir, çoğunlukla da haklı olan taraftadır. Çocukluğumun geçtiği Sivas'ın Gürün köyünde o zamanın büyük olayı olan Kore harbine giden askerler için gün ışığına çıkmamış anjnim bir türkü söylenirdi.

"Kore dağlarında ot kucak kucak
Askerler ne bilsin böyle olacak
Yağmurun yerine kurşun yağacak
.................................»

(Son dizesini hatırlayamadım.) Görüldüğü gibi adsız ozanlarımız hemen Kore harbine de dizeler yazmışlardır. Gurbetlik motifini Kore'de de işlemişlerdir.

Büyük kentlerin ücra köşelerindeki hanları ve bu hanlardaki yaşamı acaba kaçımız bilir (büyük insan Ağabeyim Turan Altıntaş hariç) Anonim ürünlerden biri hanlan ve gurbet motifini ne kadar güzel işlemiş:


"Bülbülün yatağı bahçeler bağlar
Garibin yatağı kahveler hanlar
Gurbet elde kalsam bana kim ağlar
ötme garip bülbül gönül şen değil" (A. Türkü)

Önceleri gurbet çoğunlukla İstanbul, garibin yatağı hanlar kahveler idi. Ne var ki son anonim halk ozanları ürünlerinde hanın yerini lıaym, kahvenin yerini gasthaus aldı. Dilimize yabancı gelen bu sözcükler gibi sevgililerimizin de gözleri, saçlarının rengi değişmeye başladı. Sırma siyah saçların yerini sarı saçlar, siyah gözlerin yerini mavi gözler aldı. Bu yabancılaşmanın nedeni İstanbul'un yerini Köln, Münih, Paris, Sidney'in almasıdır. Halkımız ekmek parası için gittiği bu yaban ellerinde türkülerini sevdalarını da götürmüşler, yeni türküler, yeni sevgililer yaratmışlardır.


"Bir Alman kızına gönlümü verdim
Bir sarışın mavi gözlü dilbere
Ağlayı ağlayı tükenmez derdim
Nasıl oldu yolum düştü Kölüne" (A. Türkü)

Görüldüğü gibi halkımız bu kez de başını sokacak bir ev veya tarlasına alacağı motor için yine yollarda, yine gurbet illerinde.

d- Turna Motifi: Gurbette han odalarında inşaat mahzenlerinde yatıp kalkarak evinin geçimi, başlık, sarı öküz parası biriktirmeye çalışan garibanların en büyük dertleri; geride, sılada bıraktıklarından haber alamamaları olmuştur. Eskiden posta teşkilâtı ve ulaşım araçlarının bu denli seri olmaması yüzünden sıla ile gurbet araıtnda ilişki kurulamamış, gurbetçi ancak sılasına döndüğünde eşini dostunu görebilmiştir. Bu nedenlerden ötürü yıllarca gurbet ellerinde kalan Anadolu insanı uzun menzilli uçan göçmen kuşlardan meded ummuş, özellikle güzel sesli, süslü tüyleri olan Turnaları sıla ile gurbet arasına postacı yapmışlardır.


"İnme turnam inme haber sorayım
Kanadın altına name salayım
Nazlı cananımdan haber sorayım" ( Karacaoğlan)

Turna motifi de en az at motifi kadar işlenmiş Nasıl At'a çeşitli sıfatlar verilmişse Turna'ya da; telli turna denmiş, ötmesi övülmüştür. Halk ozanlarından Karacaoğlan ve yedi yıl hapis yatan Pir Sultan Abdal turna motifini en çok işleyenlerdir.


"Sesleri naziktir methi okunur
Avazı bağrımı deler dokunur
Yalabı yalabık tüyler takınır
Eğrim eğrim telleri var Turnanın" (Pir Sultan)

Karacaoğlan ise:


"Eylen Turnam sana haber sorayım
Kanadın altına mektup koyayım."


demiştir. Anonim halk türkülerinde turna motifine çokça yer verilmiştir. Turna, sıladan gelmektedir. Anayı, babayı, sunayı görmüştür. Köyünün dağlarını, ovalarını görmüştür. Turnada tüm bunlardan haber sorulur. Eğer sılada kara haber varsa bu Turnanın gelişinde yansıtılır:


"İki turna gelir aklı karalı
Avcı vurma kanatları yaralı." (A. Türkü)

Sıladan gelen turnalara haber sorulur. Sılaya doğru uçan turnaların ise kanadın altına mektup konur, gurbette çekilen acıları varıp sılaya anlatması istenir.


"Allı Turnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle
Eğer bizi sual eden olursa
Benzi soluk yar söyle." (A. Türkü)

Bazan Turnalara sıla anlatılır, övülür, maksat turnaların sılaya inmeleridir.


"Turnam gelir yata kalka
İbiğin altında halka
Gel bizim göllerde çalka
Bizim ellere inin turnalar" (A. Türkü)

Haberleşme, posta idaresinin kurulmasından sonra Turna motifi yerini postacıya, telgrafa telefona vermiştir.

e — Diğer kuş motifleri: Halk ozanları ve halk türküleri ürünlerinde işlenen diğer kuş motiflerinden belli başlıları şunlardır: Bülbül, ördek, kuzgun, baykuş, şahin, karga, huma, ve kumrudur. Bu motiflerden en çok kullanılan bülbül motifidir. Bülbül motifi gül motifiyle beraber kullanılır. Bülbül "Bey" gül ise "Hanım" a benzetilerek kullanılır. Bülbülün feryadı sevgilisi, güle derdini anlatmak içindir.


"Bülbül figan eyler iner bağlara
Bir gül goncasıyla yatmak içindir" (Sümmani)

Anonim halk türkülerinde bir örnek:


"Bülbül ne yatarsın Çukurovada
Eşin gelir bulmaz seni yuvada"

Bülbül motifi yalnız olarak da kullanılmıştır.


"Yenilendi yüreğimin yarası
Ahla doldu yerin göğün arası
Kara yerde yatar canlar paresi
Ötme bülbül ötme bağrımı deldin" (A. Türkü)

Bu şekilde kullanılan bülbül motifinde ozanlarımız Bülbülle kendilerini eşdeğer bulurlar. Ozan da dertlidir bülbül de Bülbülün seher vakti gül dalında dertli dertli ötmesi ozanın derdini depreştirir. Turna gibi göçmen kuş olan yeşil başlı ördek de halk edebiyatında motif olarak kullanılır. Fakat ördek motifine turna motifi kadar yer verilmemiştir. Şahin motifi zalimlere eşdeğer anlamda kullanılmıştır. Suladan haber getiren Turna katarlarına saldırır, bülbüllere saldırır zavallıcıkları permeperişan eder.


"İki turnam, gelir aklı karalı
Şahin vurmuş kanatlan yaralı." (A. Türkü)


Gerek halk ozanları, gerek anonim halk türküleri motif olarak seçtikleri kuşun fizikî özelliklerine göre kişilik vermişlerdir. Örneğin nazlı nazlı uçup, uzak yerlerden gelen Turna sılanın habercisi. Gül dalına konan dertli dertli öten bülbül. Ozanın çile arkadaşı. Aslına bakarsanız Ozanlarımız işledikleri tüm motiflere kişilik verirken, o motifin fiziki değerlerine göre hareket etmişlerdir. Bakınız karga motifini işleyen Pir Sultan bu kuşun özelliklerini nasıl açıklıyor:


"Karga Şahin oldu, Kuzgun Baz oldu
Kısalar uzadı hep dıraz oldu."

Günlük yaşamımızda boş konuşur, elinden iş gelmezin birine "Karga gibi ötüp durma" deriz. Çünkü karga cırtlak sesiyle ötüşü ne kimseye haz verir, ne de elem. Akbaba, kuzgun motifleri de toplumda asalak yaşayanlar için kullanılmıştır. Dikkatinizi çekerim akbaba ve kuzgun leş yiyerek yani asalak yaşarlar. Gö.rüldüğü gibi kuşun fiziki durumu alınarak insanlara yansıtılmıştır. Pir Sultan yine bir şiirinde:


"Alıcı kuşların ömrü az olur
Akbaba zararsız yaşar mı yaşar"

diye toplumumuzdaki akbabaları nitelemiştir. Baykuş motifi de sık kullanılan bir motiftir. Bu kuşun gece yaşaması ve çirkince olması nedeniyle motif olarak kötü istenmeyen kişiler için kullanılmıştır. Anadoluda hâlâ kimi köylerde baykuşun konduğu evlerde kötü olayların doğacağına inanılır. Ve Bayburtlu Zihni genç yaşında ölen amcasının kızı için yazdığı ağıtta:


"Sefil baykuş ne yatarsın burada
Yok mudur vatanın illerin hani"

"Sefil baykuş ne yatarsın burada
Yok mudur vatanın illerin hani"

Büyük felâketlerin olduğu ailelerde "evimize baykuş kondu" denerek durum anlatılmak istenir. Burada maksat baykuşun tenha harabelerde yaşaması, felâkete uğrayan ailenin de bu hale gelmesi anlatılmak istenir. Ozanlarımızın ve halk türkülerimizin motif olarak kumru, güvercin ve huma kuşuna da yer verdiği görülür.

f — Seher yeli motiji: Seher yeli motifi turna motifiyle eş anlamlıdır. Nasıl turnalar katar katar sıladan gurbete doğru uçarlarsa, seher yeli de kuşluk vakti ılık ılık sıladan gurbete doğru eser durur veya bunun tersi olur gurbetten sılaya doğru eser.


"Her sabah her sabah dertli esersin
Bilmem ki muradın ne seher yeli
Kerem eyle dost köyüne varırsan
Benim de halimi de seher yeli"

Seher yeli gurbetten sılaya doğru estiğinde acı yüklüdür, özlem yüklüdür. Sıladan gurbete doğru eserken de anadan, babadan, sunadan koku getirir, özlem getirir.


"Estirir de seher yeli estirir
Kimini ağlatır kimini küstürür" (Karacaoğlan)

g — DİĞER MOTİFLER: Seher yelinden başka anonim halk türküleri ve ozanlarımızın ürünlerinde acı poyraz, sam yeli motifleri de işlenmiştir.

Seher yeli ne kadar barışçıl, sevgi dolu özlem doluysa, acı poyraz ve sam yeli de o denli kırıcı, yakıcı, yok edicidir. Daha öncede söylediğim gibi bu yellerin yapısına baktığımızda; seher yelinin ılık, nemli, hafif estiğini, poyraz ve sam yelinin kuru, yakıcı veya soğuk sert estiğini görürüz. Anadolunun kimi bölgelerinin iklimin sert olması, bu motiflerin sık kullanılmasına neden olmuştur. Ayrıca sılada veya gurbette olan kötü bir olay bu yellere yansıtılarak anlatılmak istenir. Anonim ürünlerde sık sık olay bu yellere yansıtılarak anlatılmak istenir. Anonim ürünlerde sık sık


"Esti acı poyraz ayırdı bizi"
"Yaktı beni acı poyraz yarası"

veya gibi örnekleri görebiliriz. Bu rüzgârlardan başka diğer doğal âfetler Sel gibi örnekleri bunun yanında Boran Fırtına Deprem motiflerini de sık sık Ozanlarımızın ürünlerinde görürüz.

h — DAG, OVA, YAYLA MOTİFLERİ: Daha önce de belirttiğim gibi Anadolumuz yüzyıllarca süren yakım ve yıkımlar sonucu bu hale gelmiştir. Mor sümbüllü dağları şırıl şırıl akan ırmakları, yemyeşil ovalarıyla Dünyanın en güzel beldesi olan memleketimizde yaşammı sürdüren halkımız, ister istemez mor sümbüllü dağlardan, yeşil ovalardan etkilenecek, sanat yapıtlarında yer verecekti. Vatan tuttuğu bu güzelim yerlerden ayrı kalması, baharını yazını görememesinden doğan özlemlerini tele dile dökmüştür.


"Top top olmuş menevşesi
Burcu burcu kokan dağlar" (Aşık Hasan)

Dağlarda üç motif birden işlenmiştir. 1 — Güzellikleri, 2 — Sılayla gurbetin arasına girip ayırmaları, 3 — Büyüklükleri ululukları, başında dumanlarının eksilmemesi. Bunlardan dolayı Ozanlarımız kendilerini dağ gibi başı dumanlı efkârlı saymışlardır. Bu üç değişik dağ motifini dizelerle örnekleyelim:


"Bizim evlerimiz dağdan ötedir
Hısım kavim bize ana atadır" (Pir Sultan)

Anonim halk türkülerinde sılayla gurbet arasına giren dağları görmek her zaman mümkündür.


"Ah neyleyim aramızda dağlar var
Beni burda seni orda eğler var-" (A. Türkü)

3. Dağ motifi için şu örneği verebiliriz.


"Karlar yağdı boran oldu
Şimdi garip başın dağlar" (Kul Mehmet)

Bu sıralamaya sokmadığım ayrı incelenmesinde fayda gördüğüm bir diğer dağ motifi vardır ki; özellikler düzene başkaldıran ozanların kullandığı bu motifte, dağlar düzenle uzlaşmayanların barınağı olmuştur. Eskiden ulaşım araçlarının az olması, dağların savunmaya elverişli olması, dağlan halk kahra ma nlarınm evi, mekanı yapmıştır. Köroğlunun Çamlıbeli, Dadaloğlunun Torosları bu işi gören dağlardır.


"Hemen mevlâ ile sana dayandım
Arkam sensin kolam sensin dağlar hey" ( Köroğlu )

Dadaloğlu ise :


"Hakkımızda beyler vermiş fermanı
Ferman Padişahın dağlar bizimdir"

diye dağın kendileri için yararını belirtmiştir. Anadoluda hâlâ bir -gelenek vardır. Hükümetle, Devletle arası açılana dağa çıktı denir. Halkın kendini savunacak ne topu var, ne kalesi, ne de askeri, tarih içinde ve şimdi de görüyoruz ki düzene başkaldırana dağlardan başka kucak açan yoktur.

Yayla ve Ova motifi de halk Ozanlarımızın yapıtlarında ve halk türkülerinde sık sık kullanılmıştır. Yıllarca sılasını görmeyen gurbetçiler yayla ve ovalarında neler olduğunu merak etmiş "Çiçekleriniz açtı mı? Yeşil donlar giydiniz mi?" gibisinde yayla ve ovalarına soru sormuşlardır.


"Bizim yaylama meşeli
Dibinde güller döşeli
Anlı top top menevşeli
Kızlar gelir yaylamıza" ( Dadaloğlu )

(sürecek)






Arşiv
Dergiler
Gazeteler
Kitaplar
Web Siteleri
Tez
Sunum
Fotoğraflar
Videolar
Broşür
İletişim: ilhaner@ilhaner.com

Arama

 

 
 

Bizi Destekleyenler

Halkbilimcilerimiz